Bir dinozorun gözüyle 'Yeni Parti'

Bu yazıyı, Kuzey Akdeniz siyasi tarihinin yarım yüzyıla yakın dilimini yaşamış ve yakından tanıklığını yapmış bir gazeteci gözüyle yazıyorum. Buna dinozorluk da diyebilirsiniz.

Muradım, "Yeni Parti"nin doğuşunu bir dinozor bakışıyla değerlendirmek.

Aklımda peşin olarak izme'de 2001 yılında okuduğum bir yazı var.

İnsanın 25 yıl önce okuduğu bir yazı akılında kalır mı Bende kaldı.

ünkü sözünü ettiğim yazı, 21. yüzyıl siyaset dinamiklerini henüz daha kimse çözümlememişken Nostradamus kehanetiyle irdeleyen bir metindi.

Repubblica gazetesi kurucularından, parlak kadın yazar Miriam Mafai tarafından imzalanmıştı.

Aynı zamanda dostum olan Mafai; "Bir Döngünün Sonu" başlığını taşıyan yazısında kısaca "Siyasi partiler de ölür!" diyordu:

"Partiler de ebedi değil. Seçmenlerin umutlarını, gereksinimlerini ve ideallerini temsil ettikleri müddetçe yaşarlar. Ülke gerçekleri ile irtibat ve bağlantıyı yitirdiklerinde ve de topluma seslenişte tıknefes kaldıklarında; işlevlerini yitirir, ölürler."

Bahsettiğim yazının yayımlandığı tarihte henüz daha siyasi partiler ölmemişti. Daha doğrusu klasik manada siyasi partilerin bittiği, öldüğü gerçeği henüz dank etmemişti. Berlusconi'nin hızla yükselen "şahıs partisi" Forza Italia'ya bir istisna/ anomali gözüyle bakıyorduk.

İstisnanın kaideye dönüştüğünü aradan geçen çeyrek yüzyılda anlayacaktık.

İtalya'da örneğin Forza Italia'yı izleyen tüm partiler gerçekte ya şahıs partisi olacak ya da şahıs partilerine dönüşecekti: Salvini'nin "Lega"sı, Meloni'nin "İtalya'nın Kardeşleri" ve son olarak geçen ay bir general eskisinin kurduğu "Ulusal Gelecek" hepsi -misal- "şahsım" partileriydi.

"Şahsım"ın yokluğunda, parti tamamen anlamsızlaşıyordu.

'KOLEKTİF ZEKÂ' SEENEĞİ

Trump'ın partisine dönüşen Cumhuriyetçiler örneğini de düşündüğünüzde, 21. yüzyılın bu baskın eğilimine karşı, geleneksel, klasik bir siyasi partiyi sıfırdan kurmak çok büyük iddia ve cesaret gerektiren girişim oluyor.

Bu, ancak arkaya ezici bir toplumsal dalga alınarak yapılabilecek bir şey ki, Özel'in "Yeni Parti" süreci tam olarak böyle doğdu.

"Tarihi CHP", gözler önünde yaşananlarla "bir döngünün sonuna" ulaşırken; Özgür Özel liderliğindeki "Yeni Parti"nin dinamikleri, şimdiye dek benim Türkiye'de hiç tanık olmadığım kertede güçlü bir toplumsal itiş, ittiriş ve gereksinimle ortaya çıktı.

Aşağıdan gelen bu yüksek basıncın çıkarılabilecek tüm baltalamalara karşı "Yeni Parti"nin yaşamasına olanak vermesi hepimizin umudu.

Şahıs partilerinden klasik partileri ayırt eden birinci özellik bu.

İspanya'nın demokrasiye geçiş yıllarını yönlendiren İspanyol sosyal demokratlarının tarihi lideri Felipe Gonzalez'in ifadesiyle bu ayırt edici marka: "kolektif zekâ".

İspanya'da da tam o süreçte bulundum.

O yıllarda Gonzalez'in liderliğini yaptığı parti -PSOE- yeni değildi.

Bilakis ülkenin en eski partisiydi.

Ne ki bu tarihi parti, 20. yüzyılın ilk üç çeyreğini, iç savaş ve 40 yıllık Franco diktatörlüğüyle yitirmiş ve giderek hiçleşmişti.

İspanya'ya muhabir olarak gittiğim 1980'ler başında, PSOE bir "sürgün partisi" olmaktan henüz daha yeni çıkmıştı. Modernleşen ve hızla değişen yepyeni bir toplumla yeni bağlar kuran, yeni bir parti gibiydi.