11 Eylül'ün üzerinden 25 yıl geçti.
İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasiler çağını yücelten 20. yüzyıl dünyasını, bir daha geri gelmemek üzere geçmişe gömen o lanetli günde İtalya'daydım.
Saldırıların hemen ertesinde "onlar ve biz" şeklinde Müslüman dünyayı dışlayan ve kökten biçimde ötekileştiren bir "kültür ve uygarlık savaşı" başladı.
Teröristlerin cümlesi, Washington'ın kankası Suudi Arabistan'dan çıkmışken fatura bütün İslam âlemine kesildi.
O güne değin görülmemiş, duyulmamış açık bir ırkçılık, "irin" gibi saçıldı.
Günler geçmeden, İtalya'nın en etkili ve saygın, o güne değin ilerici fikirleri ve insan hakları, kadın hakları savunuculuğuyla bilinen ünlü yazarı Oriana Fallaci; amiral gazete Corriere della Sera'da ağza alınmayacak hakaretlerle topyekûn İslam dünyasına saldırdıdı. Ardından günlerce gazetesinde tefrika edilen ve best seller'a dönüşen kitaplar yazdı.
PANDORA'NIN KUTUSUBir Pandora kutusu açılmış, içinden yılanlar çıkmıştı.
Değişim ve dönüşüm şok edici ve o kerte aniydi.
Bir o denli şok edici olan, 21. yüzyılın giderek "ana akımına" dönüşen bu Fallaci saldırganlığının "ırkçılığını" görenlerin de topyekûn lal olmasıydı.
11 Eylül açıkça "yol ayrımı iklimi" oluşturmuş; oluşan yeni iklimin mesajını alanlar hızla tırsmıştı.
Popülizmin sonraki yıllarda ayrılmaz parçasına dönüşen bu çok sert, siyah-beyaz iklimini ayrıntılarıyla şimdi hatırlamam ve hatırlatmamın nedeni, geride bıraktığımız çeyrek yüzyılda, yazılmamış kuralları ile insanı yabancılaştıran bu yoğun baskı ikliminin, her yeni yol ayrımında tekrar tekrar karşımıza çıkmasıydı.
Şu son 2020'lere bakalım.
Rusya'nın Ukrayna işgali sözgelimi elbette kınanması gereken bir olaydı.
Egemen bir ülkenin işgalini ben de kınadım.
Gelin görün ki gene o yıllarda yaşadığım İtalya'da acayip bir "tek ses" oluştu: "ABD de masum değil. Rusya'yı çevrelemek ve NATO genişlemeciliği hiç mantıklı değildi!" diyenler toptancı bir saldırı altında kaldı ve sansüre uğradı.
COVID döneminde nitekim "aşıları" tartışmak imkânsızlaşmıştı.
Komplocu aşı karşıtları ile kayıtsız şartsız aşı yanlıları arasında konu fanatik bir maç ortamına dönüşmüş, "rasyonel" aşı tartışmasının önü kesilmişti.
En son İsrail-Gazze meselesi keza aynı şekilde, Batı'da bir siyasi laboratuvar olarak görülen İtalya örneğinden hareketle gene; "soykırımcı İsrail politikalarına karşı" her türlü eleştiri olanağı ortadan kaldırılmıştı.
"Savaş suçları, katliam, orantısız güç"ten dem vurulabiliyordu ama "soykırım" dendiğinde, dananın kuyruğu kopuyordu.
DÜŞÜNCE POLİSLİĞİ AĞI21. yüzyılın tartışma ortamı bu. Bir vakitler gelişmiş demokrasilerin bayrağını taşıyan ülkelerde bile son derecede baskıcı ve ilkel.
Henüz gulaglar yok ama ana akım dışına çıkan "uyumsuz" fikirler ve analizler, geçen yüzyılın ikinci yarısında tanık olmadığımız cinsten ağır dışlamalara, baskılara maruz kalıyor ve icabında belden aşağı yöntemlerle ehlileştirilerek terbiye ediliyor.
Daron Acemoğlu'nun son kitabında yaptığı "büyük paradigma değişikliği" çağrısını; kurulu düzenin yayın organı Economist'in "ad hominem" bir itibar suikastıyla karşılamasını, 11 Eylül sonrası bu "pattern/örgü" içinde ele almak gerekir.
Acemoğlu'nun kitabının birebir konusu olan 20. yüzyıl demokrasilerinin özgürlük atmosferi yitip gitti.

14