Trump'ın 'İsrail'le barışın' çağrısına Türkiye'nin cevabı...

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Japon, 'Nikkei Asia'ya verdiği röportaja "alıcı gözüyle" bakmakta fayda var. İlgi çekici bir metin bu... ("Turkey sees 'strong potential' for drone development with Japan", 30/05.)

Türkiye-Japonya ilişkilerinin her zaman farklı dokusu olmuştur. Buna şimdi, "savunma iş birliği arayışını" ve temmuz ayında Ankara'da yapılacak NATO zirvesi için Tokyo'ya davet çıkarılacak olmasını da ekleyebiliriz...

Ancak söyleşinin lafzında değil ama manâsında, Asya-Pasifik, Çin, 'Orta Boy Ülkeler', dünya düzeni, İsrail'le ilişkiler, Ortadoğu'ya dair geniş çerçevede işlenebilecek güçlü dokunuşlar var...

***

Bilindiği üzere kısa süre evvel ABD Başkanı, Türkiye dahil bölge ülkelerini "İbrahim Anlaşmaları"nı imzalamaya/katılmaya güçlü biçimde 'davet 'etti. Olmayacağını yazdık. Zorlama ve gerçekçiliği zayıf bu baskının aynı zamanda, "Eğer İran savaşının bitmesini istiyorsanız, İsrail'le normalleşeceksiniz" zımnî şantajını içerdiğine de iliştirdik. (27/05)

Nitekim, S. Arabistan ve Pakistan gibi ülkeler olumsuz tavırlarını sızdırdılar. Türkiye'nin yanıtı da merak ediliyordu. Aynı merak bu söyleşide Sayın Fidan'a yansıtılmış...

"1949'dan bu yana Türkiye'nin İsrail'le diplomatik ilişkisi var. Gazze'deki soykırım öncesinde iki ülke arasındaki ticaret hacmi 10 milyar dolara ulaşmıştı. İsrail'in Filistinlileri öldürmeyi ve Gazze halkının gıda, barınma, ilaç ve su gibi temel ihtiyaçlara erişimini engellemeyi bırakması gerekiyor. Bu şartlar yerine getirilirse normal hayata dönebiliriz. Biz iki devletli çözüm istiyoruz." (Hürriyet, 31/05)

Konunun ilk bölümü bu. Bu okumaya göre, Türkiye-İsrail arasındaki ticari ilişkilerin açılması, 'normal hayata' dönülmesi, yukarıda okuduğunuz insanî şartlara bağlanıyor. Alış-verişin durdurulmasının ilk günlerinde de farklı resmi ağızlardan benzer ifadeler duyulmuştu. 'İsrail sorununun halli için kâfi midir' diye ayrıca tartışılabilir ama Türkiye'nin Filistinli kardeşlerinin varlığını ve esenliğini öncelemesi normaldir. Son cümledeki "iki devlet" şartı ise olası yanlış anlamalara karşı "hava yastığı"...

Zaten İsrail politikaları tavrı bu beklentilerin çok uzağında. Bu yüzden ticaretin yeniden kurulması yumuşak şartlara bağlanıyor gibi görünse de, "olmayacağa ergi" diyebileceğimiz bir gönderme söz konusu...

Söyleşiyi İsrail'in okuyacağından şüphe duymamak lazım. Muhtemelen, "1949"a ve eski 'güzel' günlerdeki "milyarlarca dolarlık ticaret"e atıfları not edeceklerdir...

***

İkinci kısım daha ilginç...

Sayın Bakan'ın bölgede yaşanan son olaylardan ders çıkararak Ortadoğu'da kalıcı bir iş birliğinin kurulması üzerine sözleri de İsrail meselesine yeni bir açı ekliyor...

"Bu doğrultuda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Körfez ülkelerini kapsayan bir bölgesel platform. Normalleşme sürecine bağlı olarak İran da bu yapıya dahil olabilir. İsrail de 1967 sınırları dahilinde bağımsız bir Filistin devletini tanıması şartıyla bu oluşumda yer alabilir. Bu sorun çözüldüğü taktirde İsrail'in güvenliği de bölge ülkelerinin güvencesi altına girecektir"...

Bu formül ilk defa ve bu kadar açık dile getiriliyor; İsrail'in Filistin devletini 67 şartlarında tanıması uzak ve zorlu ihtimal olsa da, bölge ülkelerinin İsrail'in güvenliğini sağlama projeksiyonu, üstelik İran'ın da içinde bulunduğu platforma dahil edilerek ele alınması bir ilk...

Bir anlamda, İbrahim Anlaşmaları'na girilmiyor ama kontrolü ve ismi farklı benzer anlaşma yoluyla İsrail geliyor. Trump'ın "İbrahim Anlaşmaları davetine" adı farklı bir çözümle "Müslüman ülkeler" üzerinden yanıt veriliyor...

Bunun için önce İran-ABD savaşının bir çözüme ulaşması, buradan doğan politik sinerjinin Filistin'e yansıması, olursa, Netanyahu'nun iktidardan düşmesi/seçimler sürecinin ilave edilmesi, nihayet yeni ittifaka dair çarkların döndürülmesi gerekiyor...