Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE), OPEC ve içinde Rusya'nın da bulunduğu OPEC+ üyeliğinden ayrılması genellikle; petrol kotaları üzerinde daha özgür davranma arzusu ile, üzerinden 48 saat geçtikten sonra anlaşılan S. Arabistan'la 'düşmanlık' boyutundaki rekabete dayandırıldı...
İki gerekçe de kendi içinde doğruluk payı barındırıyor. Fakat, "BAE bu kararı kendi başına verebilir mi" gibi en basit soru testine sokulduğunda, işin aslının "OPEC'i parçalama operasyonu" olduğu anlaşılmalı...Arkasında ABD ve ikincil olarak İsrail var...
Petrol üretimini ve fiyatlarını koordine/kontrol ederek piyasayı "belirleyen" ülkeler birliğinin tarihsel süreci, II. Dünya Savaşı'nın kurduğu yerleşik düzenin finans-enerji ayağının "petro-dolar imparatorluğu" olduğunu gösterir. İran ve Hürmüz savaşları da, son abluka harekâtı da bunun fonksiyonudur...
O halde, ABD'nin petrol düzenini bizzat "parçalama" girişimi ne anlama gelir
***
"Petro-dolar nizamı" özellikle son 10 yıldır ağır saldırı altında. Çin ile Rusya'nın hedef tahtasına oturtulmasının kök nedenlerinden biri bu. Çin'in en büyük enerji ithalatçısı, Rusya'nın en büyük enerji ihracatçılarından olması, iki süper gücün hem aralarındaki ilişkilerde hem de BRICS ve ŞİÖ gibi uluslararası kuruluşlar üzerinden doların "dünya parası" statüsünü rendelemeye başlamaları, bunu destekleyecek küresel ulaşım, tedarik zinciri yollarını kurma yatırımları, özel olarak ABD genel olarak Batı için gittikçe ağırlaşan bir yük haline geldi...
Körfez ülkeleriyle birlikte OPEC+, daha bağımsız hareket etmeye başladı. Bu da Amerika'yı hızla "enerji üreten ve ihraç eden" ülke konumuna yükselme çabalarını beraberinde getirdi. Başarılı da oldu. Bugün Washington net enerji ihracatçısı ve piyasanın en büyük oyuncusudur. Ama tek başına belirleyici değildir...
İhtiyaç duyduğu piyasaları düzenlemek için attığı ilk adım Ukrayna savaşıydı. Bitmeyen savaş, Avrupa'yı hızla ABD müşterisi haline getirdi ve kazık fiyatlarla gaz, petrol alan bir kıtaya dönüştürdü. Bu adımın en sembolik hamlesi, Rusya'yı Almanya'ya bağlayan Nord Stream/Kuzey Akım deniz-altı hattının sabotaja uğramasıydı. Hem fiilen hem siyaseten Doğu'yla enerji bağı koparıldı...
***
Trump döneminde petro-doların korunmasının ikinci ama ana ayağı olan Körfez'in ve bölge hatlarının düzenlenmesi süreci başladı...
Başta BAE ve S. Arabistan olmak üzere körfez ülkelerinin enerji dışı yatırımlara yönelmesi, Rusya ve Çin ile enerji alış-verişlerinin yükselmesi, dolar dışı paranın kullanılmaya başlanması, bölgeye yeni düzen getirme, bunun üzerinden petro-doların sadakatinin sağlanması adımlarını hızlandırdı...BAE-S. Arabistan arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi, bölge siyasetinin, "İbrahim Anlaşmaları" gibi projelerle ele alınması yeni bir jeopolitiği dayatmaya başladı. Yani hem ekonomik hem politik hedefler söz konusuydu ve bunların uyumlu olması gerekiyordu...İsrail'in Filistin'deki soykırımı, Suriye'de iktidarın el değiştirmesi, Irak'ın düzenli tutulması, Zengezur'un Trump olması, vs...
Hindistan-Körfez-İsrail-Akdeniz-Kıbrıs-Avrupa hattı da, Irak Kalkınma Yolu Projesi de aynı konjonktürde ortaya çıktı...
***
S. Arabistan-BAE rekabetinin derinliğinin farkına da bu vesileyle varıldı. Gerilim noktalarının çokluğu şaşırtıcıdır: Riyad kendisini Arap-Müslüman dünyanın lideri görürken, BAE'nin büyük ekonomik gücü bunu hazmetmekte zorlandı. İran savaşı BAE'yi, ABD ve İsrail'le aynı safa getirdi. Böylece, "ortak düşmanlar" belirlendi ve nasıl etkisiz hale getirileceklerinin planları yapıldı...
OPEC kararları/üretim kotaları belirlenirken Riyad ve Abu Dabi arasında ayrışmalar yaşandı. BAE üretimi artırmak isterken, S. Arabistan arzı sınırlı tutmak istedi. İki ülke için petrol monarşilerini ayakta tutmanın da tek yoluydu...

3