İsrail bunu söylediyse dahi, devam eden sadece saatler içinde "tersine" gelişmeler yaşandı...
Birincisi, ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın Şam'a verdiği 'nasihattir'; "Şara, yardım almalı". Tavsiyenin adreslediği yer Türkiye'dir...
İki, akabinde, Türkiye Milli Savunma Bakanlığı'nın açıklaması geldi; "Suriye yönetimi tarafından, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve başta DAEŞ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadele kapsamında Türkiye'den resmi destek istenmiştir"...
Çok belli ki arkasından, iki ülke arasında savunma işbirliği anlaşması gelecek ve mümkün olduğunca kapsamlı/geniş bir banda oturtulacak...
Aslında, Ankara-Şam askeri ilişkileri Şara yönetiminin iş başına gelmesinden bu yana hep sıkı oldu. Çok doğal. Şu basit gerçeği de bildiğimiz halde veri kabul etmeyi sık atlıyoruz; TSK zaten Suriye'de. Bu varlıktan vazgeçilmesi aklı, zamanı geri sarmaya benzer...
Üç, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, "İsrail, Suriye'yi bölmeyi amaçlamaktadır. Suriye'yi bölmeye ve istikrarsızlaştırmaya doğru giderseniz, bunu milli güvenliğimize doğrudan tehdit olarak algılar ve müdahale ederiz"...
***
Artık bunun üzerine laf olmaz ve müdahaleyi de herhalde su sıkarak yapmayacağımıza göre... Tablo bu denli yalınken, bir evvelki yazımızda stratejik gerçeklik düzlemine basarak paylaştığımız üzere, Suriye, Türkiye için gözden çıkarılabilecek, vazgeçilebilecek bir jeopolitik değer olmaktan çoktan çıktığı gibi, "Suriye'de ne işimiz var" gibi arkaik ve köhne, şimdiye kadar on kere terk edilmiş olması lazım gelen yaklaşımın, rötuşlu formlar halinde devam etmesi de aynı derecede şaşkınlık vericidir...
Türkiye'nin, Suriye'de başarısız olmasını arzu ediyor bu yaklaşım. Tabii bunu açıkça söyleyemedikleri için, "sürekli tekrarlanan temkin tavsiyesi yığını" var ortada...
"Tuzağa düşme, içeri çok girme, riskli hareketler yapma, İsrail'le kavga etme" türünden "asgari bir aklın" önerebileceği vasatlık devam ediyor. Dahası, Ankara'nın bunları düşünmüyor/yapmıyor olması da mümkün olmayacağından, bir tür üstü örtülü "yavaşlık" temennisi, hatta duası dönüp dolaşıyor...
"E, bunlar söylenmesin mi" Tamam da, yüz bin kez söylenince ve "peki kardeşim, nedir bu tuzaklar, riskler" ya da "farklı ne yapardınız" sorularına elle tutulur ve makul tek madde sayılamadığında, sadece kuru gürültü kalıyor geriye. Ne aksilik olsa, 'biz söylemiştik' diye sevinecekler. Burası Ortadoğu. Diğer oyuncular da deve dişi gibi. Yani aksilik olur. Ama onların beklediği olmayacak!
***
Tekrar tekrar anlatmaya çalışıyoruz fakat, 'anlamama" bir politika olunca dilde bol bol tüy bitiyor, o kadar...
Yine de...
Birincisi bölgede hiçbir hareket risksiz değil. Dünya'da da risksiz eylem kalmadı. Cari konjonktür bu.
İki, giyim veya dekorasyonla metafor kurabilirsiniz, Türkiye bir "kombin" deniyor...
'Deneme'ye takılmayın; olmazsa değiştirilecek bir şey değil bu ve yırtılan, sökülen yeri olursa, dikilecek ya da yamanacak...
Irak, Suriye, Körfez ülkeleri, Filistin, Hazar havzası, Azerbaycan başta Türk Cumhuriyetleri, Pakistan, Karadeniz, ilk kuşak. Buradaki dinamikleri alıp, küresel bağlama oturtuyor, uyumlu kılıyor. 'E, İran yok, Rusya yok' Olmaz mı! İkisi de daha dün İstanbul'daydı.
Amerika'da burada, İngiltere de burada. Her ikisinin politikaları şu an Ankara'nın politikalarıyla ritmiktir

10