İyi kim, kötü kim, çirkin kim..

S. Arabistan'ın başkenti Riyad'a İran saldırıları sürerken, harita üzerinde işaretleseniz savaşı çepeçevre kuşatan yaklaşık bir düzine ülkenin, Arap ve İslam ülkelerinin Dışişleri Bakanları, "İran'ın saldırıları" gündemiyle bir araya geldi…

İçlerinde bölgenin askeri, siyasi ve stratejik açıdan kaslı ülkeleri de vardı; Türkiye, Mısır ve Pakistan gibi. Bahreyn, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Katar, Suriye, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri de yerlerini aldılar, sonunda da ortak bildiri yayınladılar…

Buna göre ve toplantı başlığının işaret ettiği üzere ana/birincil konu, "İran saldırganlığıydı"…

Şeklen, dünya kamuoyuna sunulduğu haliyle ortak metin "topal" kaldı. Bir bacağı yoktu. ABD ve İsrail'in, İran'a yönelik saldırısı bulunmuyordu. Bu haliyle toplantı ve açıklama "dengesizdir". Toplantıya dışarıdan bakan herhangi biri taraflı olduğunu dahi söyleyebilir. Savaşın cepheleri, nedeni, yaşananları açısından "sebep-sonuç ilişkisine" en azından "sınırlı" yaklaşıldığı şeklinde algılanabilir. Yarın öbür gün İsrail bu toplantıyı "beğenirse", siyaseten çok hoş görüntü vermez…

Öte yandan en başta Ankara olmak üzere kimi katılımcılar İsrail ve ABD'ye açık atıflar yaparak, "asıl sorunun" ne olduğunu, bu iki ülkenin "suçluluğunu" vurguladılar. Toplantı ve ertesinde Sayın Hakan Fidan, İsrail'in bu savaştaki sinsi rolüne, yayılmacılığına, Gazze soykırımı ve işgalini unutturma girişimlerini de ekleyerek tekrar tekrar vurguladı…

'İsrail'i de bildiriye Türkiye'nin soktuğu duyuruldu. Yine de dengesizlik göze çarptı, hatta battı. Demek Türkiye olmasa bu ülkeler alıp-yürüyecekti!

***

Riyad toplantısının akla getirdiği bir şüphe de, toplantıya katılan bazı ülkelerin İran'a karşı artık daha sert adımlara başvurma yoluna girdikleriydi. Mesela dün Milliyet gazetesi, "Son Uyarı Zirvesi" başlığı attı. Türkiye'nin buna kesin biçimde karşı olduğu, savaşın yayılmasına sebep olacağına, İsrail tuzağına düşmek anlamına geleceğini kabul ettiği biliniyor. Öte yandan Körfez ülkelerinin Birleşmiş Milletler'i duruma vaziyet etmeye daveti de-ki BM acilen toplanma kararı aldı-böylesi tehlikeli bir adıma yuvarlanmayacaklarını ima ediyor…

Trump'ın "geleneksel müttefikleri" açısından da benzer durumun yaşandığını biliyoruz; Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, İtalya, Japonya, Hollanda vs'ye çıkarılan davetin yüz bulamadığı ortada. 'Hürmüz Koalisyonu' bile ülkeleri savaşa çekilme riski barındırıyor. Fakat, her iki kümenin İran üzerine harekete geçirilmesi adına bir aklın yürütüldüğü, en azından denendiği de seziliyor…

Ellerinden gelse iki kümeden bir koalisyon yaratarak, ABD'nin yanında ve son tahlilde İsrail cephesine asker yazılacak bir koalisyonu teşvik ettikleri hissediliyor. Hatta kimi tersten okumalar, bölge ülkelerine yönelik İran ataklarına ABD'nin bilerek kalkan indirdiğini, böylece Ortadoğu ülkelerini Tahran'a ittiği de yazılıp çiziliyor…

***

Perşembe günü Pentagon için 200 milyar dolarlık ek bütçe istenmesi, Trump iktidarının kıyıya vurmak üzere olduğuna dair somut göstergelerden bir diğeri. Yaklaşık 40 trilyon dolar borcu olan ABD'nin, savunma bütçesinin yüzde yirmisi kadar devasa bir meblağ talep etmesi ekonomik tartışmaları elbette gündeme taşır ama mesele bu değil.. Trump siyasetini Beyaz Saray'a taşıyan siyasi gerçekliğin ezilmesi anlamına geliyor. Trump tam da bu türden uygulamalara, politikalara karşı olduğu için iktidar oldu. Varlığının nedeni bu…

Yıllardır acımasızca eleştirdiği ve seleflerini aşağıladığı saçma-sapan ve yüksek maliyetli savaşların bir yenisi için zaten sallanan ekonomisine böylesi yük bindirmesi, ara seçimlere giden sürecin istiap haddini aşıyor…