İran-ABD: Türkiye-İsrail finaline doğru…

Nedret Ersanel
07.02.2026
9

4 Şubat'ta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında hayli uzun bir video-konferans gerçekleşti. İki büyük ülkenin ilişkilerine dair önemli satırların ayrıca değerlendirilmesi gerekir ama İran da konuşuldu...

Sonra.. Aynı gün, takiben.. ABD Başkanı Donald Trump ile yine Çin lideri Xi Jinping arasında bir özel görüşme daha yapıldı...

Üç ülkenin medya organları gerçekleşen buluşmaları "düz" gördü. 'Konuştular, şu birkaç konu masaya getirildi' dendi. Bu kadar...

Süper üçgen arasındaki hızlı turun, dün Umman'da ABD-İran direkt ya da dolaylı görüşme anına etkisini düşünmemiz gerekiyor. Hatta Umman müzakereleri sürerken, Pekin'de Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı ve İranlı mevkidaşı gelişmeleri beraber izliyordu...

***

Bizzat ABD Başkanı ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun İran üzerine kamuoyuna açık söylemleri keskinliğini koruyor. Ama içeride aynı ton mevcut mu

ABD Kongresi'nde senatörlerin İran gerilimi üzerine sorularını yanıtlarken Rubio, "Bence Venezuela'da izlediğimiz yoldan daha karmaşık bir durum var. Uzun süredir iktidarda olan bir rejimden bahsediyoruz. Haliyle, çatışma gibi bir durum ortaya çıkarsa, çok dikkatli düşünmek gerekecek"...

Şunu kabul etmek gerekiyor; İsrail ve ABD'deki Yahudi lobisinin, ocak ayı başından itibaren Trump'ı, "yarım kalan işin bitirilmesi" konusunda ikna etmeye hayli yaklaştığı söylenebilir. Ankara'nın İran krizinin sorumlusu, arkasındaki isim olarak daha çok İsrail'i gördüğünü de biliyoruz. ABD'nin İran'ın üzerine sürülmesi aklı İsrail'in ama tercümesini de unutmayalım; İsrail'in kendi başına bunu yapma gücü kesinlikle yok!..

Fakat bugün, Beyaz Saray İran rejimini devirmek seviyesinde adım atacaksa söylemlerinden farklı düşündüğü hissediliyor. İran'ı füzelerle, uçaklarla vurmak ayrı bahis ve zaten genel kanaat bunun pek işe yaramayacağında mutabık. Hasılı, ABD'nin, rejimin nasıl değiştirilebileceği konusunda fikri var mı, kafası net mi çok şüpheli...

Sonuç olarak İran, ABD'yi kendi istediği mekâna oturtmayı ve baş başa kalmayı başardı. İçeriği-şu an bilemiyoruz ama-bir de müzakereleri "tek konuya", yani nükleer dosyaya indirebildiyse Tahran'ı başarılı sayabiliriz. Biz ne kadar 'İstanbul'da olmadı' diye hayıflanırsak hayıflanalım, Tahran ABD'yi, şu an için ve tek kare üzerinden söylüyorum, "oynatmayı" başardı...

Siz İran'ın yerinde olsanız, yarım düzine ve bir şekilde İran'la ihtilafları bulunan ülkelerle çevrelendiğiniz, hele Türkiye'nin öne çıktığı, ABD'nin de karşınızda durduğu masaya oturur muydunuz

***

Müzakere sürecine geçilmiş olması gerginliğin kontrolü ve azaltılması olasılığını artırmış olabilir. Ama havanın birkaç saat içinde bozabildiğini hatta sonra yeniden açtığını çarşamba gecesi gördük. Kritik nokta burası değil zaten; Başkan Trump, Amerika'ya zor bir durumu soktu. Makûl ve stratejik hedefler belirleyip, sabitleyemiyor. Sık rota değiştiriyor, bu da onu köşeye/açmaza doğru sıkıştırıyor...

İran'ın sularına devasa bir armada yerleştirip, geri sayım başlatıp, temel ve küresel politikanız "uzun ve yayılma potansiyeli barındıran savaşlardan kaçınma"yı aynı anda yürütemezsiniz. Çünkü İran, beğenin beğenmeyin savaşı yayma, sağa sola sıçratma kabiliyetine sahip...

ABD bundan korkacak değil ama daha büyük bir "öcü" bulunuyor. Ne yazık ki, karanlıktan Trump'a bakan bu kâbus bizdeki tartışmalarda tali/ikincil bulunuyor. Oysa, Trump Amerikası için bundan daha önemli herhangi konu yok...

O, Amerikan iç politikasıdır...

İran, Trump'ın kendi seçmen kitlesinin ana damarı olan akımların İsrail'in dediklerinin yapılmaması konusundaki katı duruşlarını okuyor ve bunları yaklaşan ara seçim dinamiklerinin üzerine oturtuyor.