Hem masa hem menü, peki hesap

'Tamamını istemek' ilk defa Türkiye'nin önüne geliyor ve belirsizlik jeopolitik fenomene dönüştüğünden güç odaklarının hiç biri Ankara'ya, "ya benimlesin ya karşısın' diyemiyor. Türkiye'nin yeni yerküredeki yolu da zaten 'seçmekten' geçmiyor...

Herkesin bu gerçeği aynı ferasetle kavramasını bekleyemeyiz. Bu yüzden Avrupa Birliği'nin üç önemli "komiseri", Kallas-Kos-Brunner aynı anda Türkiye'ye gelince, AB'ci gazeteler bile, "Hayırdır İnşallah" manşetleri attılar. Düşünün, onlar için bile 'overdose' yani...

Haftaya NATO zirvesi. Katılımcıların tasnifini erkenden yaptık, bitti. ('O NATO bildiğiniz NATO değil, o AB de bildiğiniz AB değil', 20/06 ve 'NATO'cular, AB'ciler, Batıcılar, korkmayın ölmediniz ama 'ortak kaderiniz' bitti!', 24/06.) Şimdi Türkiye'yi konuşalım...

Komiserlere, "ne oldu bizim üyelik işi" denir yine ama yüzleri kızarıyor mu görmek için. Cevapları da değişmiyor zaten. Kaja Kallas'ın söyledikleri şu; "Türkiye bir AB aday ülkesidir. AB üyeliğinin temelleri olan özgürlükler konusunda gerçekten bir sürü sorun yaşanmıştır. Ama NATO söz konusu olduğunda güçlü bir savunma sanayine ve ittifakın ikinci büyük ordusuna sahiptir". Herhalde anlaşılmıştır, burada dürüstler; AB adayı olarak kalacaksınız, biz NATO'daki Türkiye'ye bakalım...

Bundan sonrası 'hangi Brüksel' ile konuştuğumuzdur.

Şöyle demeyi tercih ediyorlar, 'Avrupalılaşan NATO'. Yanlış diyemeyiz ama tüm gerçeği yansıtmıyor; "Askerileşen AB" de denebilir ve yanlış olmaz. Tabii bir de kurumsal AB var. Hani Türkiye raporlarını yazan falan. O da bizimle konuştuklarında ortaya çıkıyor...

Her ne ise asıl konuyu değiştirmiyor; NATO üyesi ama AB üyesi olmayan Türkiye, 'askerileşen AB'de yerini almaya hazır mı, 'hazırız' diyorsa samimi mi

Aslında bu, NATO üzerinden AB'ye vaziyet etmek. Yeni Avrupa savunma mimarisine yazılacak ve külfetlerini sadece maddi olarak değil, jeopolitik olarak göğüsleyeceksek ayrıca konuşulur. Yok, özellikle savunma sanayi ürünleri satan ekonomik veçhe olarak konuyu alıyorsak o ayrı bahis. Ekonomik veçheyi alıp jeopolitik külfeti yüklenmeden de sizi bırakmazlar, o da bambaşka bahis...

***

Bağlamı hatırlayalım...

Şu sıralar sık atıf yapıyorum, bir dergi kapağına kadar sadeleştirilmiş Foreign Policy özetiydi (Yaz, 2026). 'Şunların sonudur' diyordu; Neoliberalizm, Trans-Atlanticism, İklim politikaları, Birleşmiş Milletler, iltica, politik partiler, ABD-İsrail ittifakı, ahlak ve gelecek...

Türk ve dünya liberalleri buna çok vahlanıyorlar ama kabul de ediyorlar ve artık "yas" tutuyorlar. Defnedeceklerine delildir...

Yalnız, bahsettikleri bu değer, kavram ve kurumların hepsinin "Batı versiyonudur" bitenler! Ölen onların ahlakıdır, onların geleceğidir. 'Orta boy ülkelerin dönemi' diyerek tarif edilen yeni sürece bizi de dahil ediyorlar ve doğrudur ama diğer orta boylardan uzundur Türkiye! Hangi açılardan 'Bitti' diye anılan o başlıkların lafzından değil ruhundan. Birleşmiş Milletler bittiyse, bunu ilk kim motto haline getirdi 'Dünya 5'ten büyüktür' neydi Diğer orta boy ülkelerde bu okuma ve gelecek kestirmelerini görmedik. Örnekleri her madde için somutlayabiliriz. 'Ahlak' Kimin ahlakı çöktü 'Gelecek' dedikleri, yerleşik düzenlerinin geleceğiydi. Bizimki sürüyor. İş o ki, şimdi 'bitenlerden' gelen davetleri değerlendiriyoruz. O nasıl olacak..

'Eski Türkiye yok artık' çıkışı 'eski yerleşik düzene' reddiyedir. 'Yeni Türkiye' ne ABD'siz NATO mu Avrupa NATO'su mu On yıllardır ve bugün de Türkiye'ye sırt çeviren AB mi, yoksa 'askerî AB' mi..

Yoksa, hepsini mi istiyoruz; yeni AB'yi, eski yeni fark etmez NATO'yu, Ortadoğu'yu, Hazar'ı, Orta Yol'u, Akdeniz'i, Çin'i, Rusya'yı...