Davos ve Münih Güvenlik Konferansı, Avrupa'nın ne olacağı, bundan sonra ne yapacağı üzerine hiçbir şey söylemedi. Sorunun, çözümün parçası olması mümkün değil...
Ama şöyle görüntüler de beklemiyorduk...
Mesela, fırsattan istifade İran şahlığına vaziyet etmeye çalışan Pehlevi ile benzer koltuğu kurtarmaya çalışan Zelenski hasretle kucaklaştılar. Kuklalar, işte o Avrupa'nın/Batı'nın 'atıkları' ama resmî olarak davetliydiler ve kendilerini küresel kamuoyuna gösterdiler. Mazlum Abdi de oradaydı. O da Batı'nın çöpüdür...
Hepsinin ortak özelliği şu; "geri dönüştürülebileceklerini" sanıyorlar. Avrupa liderlikleri de öyle. O kadar acıklı ki, ABD Dışişleri Bakanı Rubio'dan hırpalayıcı konuşma yapması bekleniyordu ama acılarını azalttı...
"Batı'nın gücünü Avrupa ile birlikte yeniden canlandırmak istiyoruz"...
Ama yeni kontrat ve muhataplarla! Hemen de olmaz. Amerika'nın da toparlanması gerekiyor...
ABD Başkan Yardımcısı Vance'in, "Tehdit Avrupa'nın içinden" sözünü unutmamalı kimse. Trump'ın gerçek politikası odur...
Davos ve Münih'e bakarken, "Tehdit Avrupa'nın içinden, kimi kastediyor" diye sorarsanız, cevap "Orada toplananları"dır...
***
Avrupa kamuoyunu 'anlamak' da önemli; yakın zamanlı iki anket, Avrupa halklarının güvensizlik ve hatta korku halinde olduğunu gösteriyor. Ordu ve hükümetlerinin onları koruyabileceğinden emin değiller. Ancak yüzde 19'u 'korur'a inanıyor...
Herhalde klasik ve sosyal medya organlarında izlemişsinizdir; Türk Silahlı Kuvvetleri hallice bir kuvvetle NATO tatbikatına katıldı. Bizim zırhlılarımızı, birliklerimizi otoyolda gören Almanlar, "Almanya nereye gidiyor" "instaları" çekip, paylaştılar. Aslında çoğu NATO tatbikatını bilmiyor ve sorun olarak gördükleri Türk askeri değil. Münih'te neler konuşulduğunu takip ettiklerini de sanmayın. Şaşırdıkları, Almanya sokaklarında orduların geziyor olması. Sebebi, ikinci büyük savaştan beri ruhlarına sindirilen "pasifizmdir". Yani... Almanya'nın yeniden militarizm için parası ve şevki var ama "hadım"dır...
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bir TV söyleşisinde, "Bundan sonra Ortadoğu'da değil, Avrupa ve Pasifik ülkelerinde nükleer silah girişimlerine şahit olabiliriz" notunu anımsayalım; İngiltere ve Fransa da zaten var. Sonrası Almanya'dır. Berlin'de mevcut veya benzeri hükümetler devam etse, ellerine nükleer silah almalarına bu halkın reaksiyonu nasıl olacak Tersine, işaretleri görülen faşist iktidar gelse bunlara nükleer silah emanet edilecek Ayrıca bu silahı Rusya'ya mı doğrulturlar..
***
Global medya ve küresel kamuoyu, "uç" diyebileceğimiz bu başlıklara meyillidir. Ama Avrupa'nın güvenliği sorunu çok daha karışık ve tam da "tehdit içeride" okumasını izah etmeye müsait...
ABD'den bağımsız bir Avrupa güvenliğinin zor olduğunu herkes biliyor. Washington'a yaslanan güvenliğin getirdiği tasarruf, kıtanın/AB'nin sosyal refahına harcandığından ellerinde silah da yok, bunu üretecek alt yapı da. Ama suçun hepsi AB'nin değil. Avrupa ülkelerinin orduları baştan öyle kurulmadı. Kendi başlarına değil ABD ile birlikte 'çalışabilecek' şekilde kuruldu! Doğası öyle.
Şimdi bunun aşılması için yapısal düzenleme gerekiyor ve Amerikalılar, "AB'nin Pentagonlaşması" gibi bir aklı tartışıyorlar...
***
Bu, AB'nin 'medeniyet tasavvuruna' ve 'demokrasi kabullerine' dair müktesebatının, artı, siyasi muktedirlerinin harcanması demek. Tabii parasının da...
Peki müesses Avrupa liderleri/eliti buna ne yanıt veriyor..
Bir yandan Epstein skandalının faş ettiği rezilliklerden dayak yerken, süreci zamana yayarak Trump iktidarının önce ara seçimlerde sonra Başkanlık seçimlerinde kaybetmesini, Avrupa'yı eski güzel günlerine kavuşturacak yeni lideri bekliyorlar...

11