Sıradanlaşan kötülük

Türk televizyonlarında entrikanın, üç kağıtçılığın, madrabazlığın ekranlara getirildiği ilk dizi, TRT'de yayınlanan Dallas olmuştu. Dallas dizisinin en önemli karakteri Ceyar Yuing etrafında örülen kirli ilişkiler sarmalı, maalesef insanlarımızın ekranlara kilitlendiği ve bu rezillikleri içselleştirdiği, "Kötülüğün sıradanlaştırıldığı" Hollywood bombası olarak sosyolojik yapımızda fay hatlarının kırılmasına yol açmıştı. 1990 sonrası özel televizyonların hayatımıza girmesiyle birlikte, yepyeni bir dizi akımı daha başladı. Birer birer açılan özel televizyonlar, kuşaklarını doldurabilmek ve seyirciye ulaşarak reyting sağlayabilmek için çok farklı kategorilerde onlarca diziyi önümüze getirdiler. Ve maalesef Türk televizyonlarının reyting uğruna zihnimize boca ettiği bu diziler, TRT ekranlarında yayınlanan Dallas dizisindeki entrikaları, üç kağıtları, ahlaksızlıkları, rezillikleri aratır bir hale dönüşmüştü.

Türk aile yapını dinamitleyen, aşk kavramının içini boşaltan, tamamen batı özentisi nitelikte birlikte yaşama kültürünü toplumun genetik kodlarına yerleştirmeye çalışan, senaryo hileleriyle zinayı insanların zihinlerine sokuşturmaya çalışan bu diziler, ahlak kavramının hayatımızın merkezinden alınması yönünde bir rezilliğe karanlık imzalarını attılar.

İnsanlarımızın gönlünde bulunan hak ve hakkaniyet kavramları, bu furyayla tamamen bitirildi.

Toplumları yıkan, bitiren, çökerten şeyler, ne ekonomiktir, ne siyasaldır... Toplumları yıkan, içten içe kemiren, çürüten en büyük unsur, ahlaksızlığın toplumun genetik yapısına işlemesidir.

Kötülüğün sıradanlaştırılması ile anlatmaya çalıştığımız şey, aslında toplumsal olarak ahlakın temeline dinamit konulurken, hiç kimsenin buna ses çıkarmaması, eleştirmemesi ve kendilerine sunulan neyse olduğu gibi kabul etmesidir.

İki cihan serveri Hz. Muhammed (sav) "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" buyuruyor.

Kötülükler ruhumuza gergef gergef işlenirken, insanlar televizyon ekranlarındaki dizilerin kahramanlarına özenerek hayatını şekillendirirken ve ahlak kavramı törpülenirken, bundan daha kötüsü ise kendilerine bu senaryolardan esinlenerek biçim verenler "Ne olacak, benim de imkanım olsa, aynısını yaparım. Çalarım, çırparım, bu kötülüğü işlemekte hiçbir sakınca görmüyorum" paradoksuna saplanmış durumdalar.

İşin tuhaf boyutu, bütün bunlar gözümüzün içine baka baka ekranlara getirilirken, Aileden Sorumlu Bakanlık ve RTÜK, dizilerin içeriğine bakmıyor. Maneviyat iklimimizi karanlık bataklıklara çeviren bu yapımların toplumsal fay hatlarında tahribat yapmasına bilerek, isteyerek izin veriyor.