* Ömer Seyfettin "Kütük" hikâyesini yazmış.
"Arslan Bey, sert bir sesle haykırdı:
Biz teslim olanın canına kıymayız. Karşınızdaki yolun gediği üzerinde gördüğünüz nedir Elli manda ile buraya getirdiğim bu topun iki güllesiyle binlerce Şalgo kuvvetinde olan İstanbul kaleleri tuzla buz oldu. İşte İstanbul'u alan bu top... Bir kere ateş edeceğim. İkinci atıma gerek yok. Ne kaleniz kalacak, ne de kendiniz."
"Mandaların yanında, uzun, büyük, gayet büyük, gayet kalın, siyah müthiş bir topun korkunç bir ejderha gibi uzadığını gördüler."
(...)
"Gelin, size elli manda ile buraya getirdiğim topu seyrettireyim."
"Bu müthiş, bu korkunç aleti yakından görmeyi hem merak ediyorlar, hem çekiniyorlardı. Büyük topa doğru yürüdüler."
"Bey bu topu kaç günde İstanbul'dan buraya getirmiştir"
"İstanbul'dan getirmemiş. Burada bir hafta içinde kendisi yapmış."
"Esirler topa elini sürdüler. Deliğini aradılar. Bulamayınca sarardılar. Sonra kızdılar. Birbirlerine bakıştılar. Öyle kaldılar."
"Asilzadeler, şövalyeler birbirlerinin yüzüne bakmaya cesaret edemediler, ani bir ölüm darbesiyle vurulmuş gibi oldukları yerde donup kaldılar.
Bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top, siyaha boyanmış kocaman bir kütükten başka bir şey değildi."
* Devlet Bahçeli, Çizmeleri Ankara'da giymiş.
Sözcü Gazetesi'nin 21 Ağustos 2023 tarihli nüshasında "Bahçeli'nin çizmeli mesajı'' başlıklı bir yazısı vardı Deniz Zeyrek'in.
O yazı dolayısıyla biz de haberli olmuştuk, Sayın Bahçeli'nin körüklü siyah çizmesinden, elde tesbih yürümesinden.
Deniz Zeyrek'in, Atatürk yöntemli saydığı ve ısrarla "Sadece MHP'lilerin değil, Türkiye'nin bütün yurtseverlerin, Atatürkçülerin sevgini kazanmıştır" tespitiyle okuttuğu o Bahçeli mesajını anlamadığımı, bugün bu saatte itiraf ediyorum.
Üstelik, iktidar gazetelerinin "Bahçeli, çizmeleri Ankara'da giydi, sesi Yunanistan'dan geldi" manşetlerini de görmüş olmama rağmen anlamamışım.
"Koalisyon ortağı Recep Tayyip Erdoğan da anlamıştır" dilekli Deniz Zeyrek anlamış, ben anlamamışım. "Bizim Bahçeli'miz çizmeli/Yunan'ın üstünü çizmeli" başlıklı bir yazı da yazmışım.
Halbuki Sayın Bahçeli tek başına savunma yapıyor, gibi bir cümle kursalardı, biz de anlamaya çalışırdık; ceketi 6 düğmeli elbisenin, körüklü çizmelerin, elde tespihle yürüyüşün, Yunanistan'dan ses çıkartacak harp malzemesi olacağını icabında; biz de o gün anlamaya çalışırdık.
Anacak bugün anladık!
Ömer Seyfettin'in hikâyesinde bir "Aslan Bey" varsa, günümüzün videolu hikâyelerinde de "Bozkurt" var, derdik!
* Ve Millî Gazete'deki Şaban Turhal yazısına geldik. (10.05.2026)
"İsrail korkudan panikte..."
"Dünya Türk füzesini konuşuyor..."
"Türkiye oyun değiştiriyor..."
"Yıldırımhan dengeleri değiştirecek..."
Son günlerde gazetelerde ve televizyon ekranlarında Yıldırımhan füzesiyle ilgili buna benzer manşetleri sıkça görmeye başladık.
Açık söylemek gerekirse, insan ilk anda ister istemez gururlanıyor.
Çünkü bu millet, güçlü bir Türkiye görmek istiyor.
Savunma sanayiinde dışa bağımlılığın azalmasını istiyor.
Ama tam o manşetlerin yanında, aynı gün çıkan Hürriyet Gazetesi haberinde çok daha farklı bir bilgi vardı:
"Yıldırımhan füzesinin test süreçleri henüz tamamlanmadı. Testlerde başarı sağlanırsa seri üretime geçilecek. Her şey planlandığı gibi giderse envantere giriş için yaklaşık 10 yıl gerekiyor."
Devamı gazetemizin sitesinde okunacak makalenin giriş kısmını buraya alırken, Hürriyet Gazetesi haberindeki bilgiyi yorumlayalım istedik.
Tamamlanmayan test süreçleri,
Başarı sağlanırsa ve planlandığı gibi giderse şartları,
Gereken 10 yıl!
Yarı resmi Hürriyet Gazetesi'nde gereğini yapmak için "Yıldırımhan füzesi" haberi yazılırken, 10 yıl gereklidir vurgusunun bir sebebi olmalı.

13