Enflasyonla (yeniden) tanıştığımız AP iktidarı günlerinde, rahmetli Cafer Zorlu bu karikatürle, liramız üzerinden anlatmış neler olduğunu, neyi kaybettiğimizi.
Bugün "Fon" kazığını anlamaya ve anlatmaya çalışacaksak, kompozisyonun "Enflasyon" kelimesinin yerine "Fon memuru" yazmalıyız.
Başaklarıyla çalışkanlığımızı ve üretim gücümüzü, zeytin dalıyla da barış ve bereketi sembolleştirdiğimiz liramıza dadanan bir evcil hayvanın tahribatını okuyucusunun dikkatine sunan Cafer Zorlu'nun bir analiz ifadesi daha var; günümüze ayna tutan.
Kemirici evcil hayvanın "memeli" çizilmesi, faydalanılan olduğunu ve yalnız olmadığını vurgulamak maksatlıdır.
Yeni karikatüristler istenmiyorsa, yetişmemişse;
Eski karikatüristlerimiz yetişir imdadımıza!
KATRİLYON MU, TRİLYON FON MU
"Katrilyonları telaffuz etmeye alışmalıyız"
Bir yıl önceki seçimde milletvekili sayısını artırarak iktidarının devamını sağlayan millete, 1970 devalüasyonunun izahını bu cümle ile yapmıştı Başbakan Demirel.
Ekonomik ve sosyal hayatımızda neler değişecek, kaybımız ne olacak ve benzeri sorulardan önce, basının da yön vermesiyle, milletin, "Katrilyon nedir" sorusuna cevap arayacağını biliyordu, gitmenin ne olduğunu henüz bilmeyen mühendis Demirel.
En büyük kâğıt parası çok az görülen "Mor binlik" olan Türkiye'de milyonu, milyonerlerin serveti diye bilen insanlara milyar ve trilyon tanımlarını öğretmeden, Demirel'in katrilyon telaffuzu istemesini, bugün tatbiki yapılan "Algı" ile açıklayabiliriz.
Ertesi günlerde okumuşlara sorulan, çocukların ve bir de cebi şişeli serbest insanlarımızın dilinde "Katran milyon" olan "Katrilyon" kelimesinin yerine Türkçemize yerleşen ecnebi para isimlerinin kullanılmaması, Demirel'i milliliğe zorlayan kanun ve mevzuatlardan dolayıdır.
1970'de siyaset lisanına dahil edilen katrilyona karşılık gelen milyar dolar veya milyar Euroyu yazıyor ve konuşuyoruz. Bu dahi ekonomistlerin meramını anlatmaya yetmediğinden, mukayese üretilerek yapılıyor izahlar.
"100 şehir hastanesi yapılırdı. 31 Boğaz Köprüsü yapılırdı."
Listelenen misallerden bu ikisi dahi yeter, ülke sevgisi taşıyan beyinlerin sarsılmasına.
Elde yeterli miktarda para yokken, takas usulüyle ticaret yapılmasını anladığımızda, zararımızın boyutlarını ancak hayal edebiliriz.
Arabasına şehirden yüklediği sebze ve meyveleri obaları dolaşarak satan çerçi esnafını gördük çocukluğumuzda. Terazisinin bir kefenine koyduğu sebze veya meyvenin karşılığında iki ya da üç kere buğday veya yün alırdı, tartısının hassaslığını göstere göstere.
Boğaz Köprümüzün 31 misli bedelinin, lekelenmeleri istenmeyen ve utandırılmaları ayıp sayılan etiketli kişilerce "Fon"landığını öğrendiğimizde, zararımızın ne olduğunu, Türk katrilyonu ile ifade yerine, doların az sıfırlı hacimlerinde anlamaya çalıştık; lokmaları küçültmek ve askılara ekmek çıkarmak tedbirleriyle donattığımız ekonomimizin getirildiği son noktada.
"31 Boğaz Köprüsü bedelidir" hesabının yapıldığını okuyunca medya kanallarında, iktidara getirileceği seçim öncesinde, TRT televizyonunda seçime sokulan parti liderlerinin katıldığı açık oturumda, "Köprüyü satacağım" iddiasındaki Turgut Özal'a, "Sattırmam" çıkışıyla partisine barajı aşırtan ve Meclis'e sokan Necdet Calp'ın itirazının da eski Türkiye'de kaldığını hatırlayan insanlarımız, Demirel'in, Özal'ı yetiştirdiği ve bunun "24 Ocak" olarak hissedileceği günlerden önce anlattığı fıkrasını unutmuş olamazlar.

17