Sayın Milli Eğitim Bakanı'nın tarihi her alanda yeniden yazmak açıklamasındaki müfredata eklenen bir maddeyi daha analiz etmek istiyoruz.
"Kurtuluş Savaşı ifadesinin çıkarılarak yerine 'Milli Mücadele' kavramının getirileceğinin bilgisini aktaran Sayın Bakan, 'Neyden kurtuluyoruz Onda önce Osmanlı İmparatorluğu vardı,' buyurmuşlar."
Haber siteleri olayı böyle duyurmuşlar.
Milli Mücadele'yi TDV İslam Ansiklopedisi'nden okuyoruz:
"Milli Mücadele: Mondros Mütarekesi'nden sonra işgal devletlerine karşı yapılan savaşların genel adı."
Bu izahın alt başlık yapıldığı açıklamanın ilk cümlesi de şudur:
"İstiklal Harbi, Bağımsızlık Savaşı veya Kurtuluş Savaşı olarak da anılır."
Sayın Milli Eğitim Bakanı, tartışılan o açıklamasında "İstiklal" kelimesini kullanmamıştır.
"Korkma" diye başlayan milli marşımızın adı İstiklal Marşı'dır.
Yeni bir milli marş yazma heveslilerinin türediğini, rahmetli Mehmet Akif Ersoy'a söylediklerinde, üzülmüş ve "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın" demiştir.
Kurutuluş Savaşı'mızın komutanlarından Kazım Karabekir Paşa'nın hatıralarını yazdığı kitabın adı da "İstiklal Harbimizin Esasları"dır.
"Neyden kurtuluyoruz Ondan önce Osmanlı İmparatorluğu vardı" sorulu cevabına Sayın Bakan'ın, "T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı" sitesinin girişindeki Nutuk'la Karşı duralım.
"Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı."
İtirazların ve kabullerin çatıştığı bir durumu, bir fıkra ile anlatmıştı, göçmüş gitmiş siyasilerimizden biri, tek kanal TRT TV'sine konuk olduğunda. İlgi kuran olur mu bilmeyiz.
İnanmayan bir Azeri Türk'ü ikna etmeye çalışıyormuş bizimkisi. Bak diyormuş, Rabbim şu ayette şöyle diyor, şu ayette şöyle diyor, şeklindeki cümlelerle bilgilendirmeye çalışıyormuş. Fakat muhatap inatçı ve cevabı tek cümle: Ben özüne inanmirem, sen sözünü diyirsen.
-TARİHİMİZİ YENİDEN YAZACAKLARMIŞ!
-COĞRAFYAMIZI YENİDEN YA(Z-P)MAK OLMASIN BU
NE KAYBETTİK YERİNDE DURAN KİM
İsmail Dümbüllü Kumpanyası Konya'ya gelir. Yıl 1959 olmalı. Alaaddin'deki bir salonda temsil verirler.
Sahnede bir kadın vardır. Aynanın karşısında makyaj yapmaktadır. Bey rolündeki Dümbüllü ise sabırsızdır.
– Yeter artık be kadın! Bu yaştan sonra hâlâ...
Hışımla ayağa kalkan kadın, o cümlenin tamamlanmasına fırsat vermez. Sahnede gerginlik hat safhadadır.
– Bana bak! Konya'nın yedi mahallesini dolaştım geldim. O yedi mahallenin kadınları ne dediler biliyor musun; beni gördüklerinde
Dümbüllü'de merak dorukta.
– Ne dediler
– Cami yıkılmış ama mihrap yerinde duruyor, dediler!
Kadının bu savunması üzerine, Dümbüllü çaresizlik modunda ellerini yana açarak seyirciye döner:
– Önünde diz çöken olmadıktan sonra, mihrap yerinde kalsa ne olur, kalmasa ne olur
60'lı yılların ortalarında, esnaf muhabbetlerinde duyduğum bu fıkranın günümüze uygun bir yeri mutlaka olmalı.
Her ne kadar Dümbüllü misali mizah ustalarından geçtik, sıradan sayılacak mizahçılarımız gayri yok iken, olmuyorken, geçmişimizden aranır insanımızı gülümsetecek malzemeler.
Lakin bizim bu Dümbüllü fıkrası naklimizi hiç kimse ülkemizde yapılan son NATO toplantısı ile alakalandırmasın.
O toplantıyı otorite kalemşörler filan çok anlattılar, yazdılar vesaire. Biz de onları okuyarak kültür dağarcığımıza bazı bilgileri kattık.

13