Yazar, Trump'ın dış politikasını bir 'kurtarıcı' stratejisi olarak sunarak, ABD'nin küresel vesayetinden çekilip kendi kıtasına odaklanmasını enerji kontrolü üzerinden yıkıcı bir yeniden inşa süreci olarak analiz ediyor. İslam dünyası için bu çekilişin hem katastrofik tehlikeler hem de stratejik otonomi fırsatları yaratabileceğini öne sürüyor. Peki bu 'kontrollü kaos' vizyonu gerçekçi bir strateji mi, yoksa ABD hegemonyasını sürdürmek için üretilmiş rasyonalizasyon mudur?
Yeni Amerika'nın Kurucusu Olarak Trump
Geleceğin tarihçileri, Trump'ın "saçma" bulunan tweetlerini veya kaba dilini değil, Amerikan İmparatorluğu'nu aşırı yayılma felaketinden kurtarıp onu karlı bir "Enerji Hegemonyası"na dönüştürme becerisini yazacaktır.
Uluslararası ilişkiler literatüründe "Madman Theory" (Deli Teorisi) olarak bilinen ve kökleri Nixon'a kadar uzanan stratejik öngörülemezlik, günümüzde Donald Trump'ın şahsında en uç noktasına ulaşmış görünmektedir. Yüzeysel bir bakış açısı, Trump'ın narsist retoriğini ve alışılagelmiş diplomatik teamülleri altüst eden üslubunu "kontrolsüzlük" olarak nitelendirse de derin bir jeopolitik analiz bu gürültünün ardında yatan rasyonel ve yıkıcı bir yeniden inşa sürecini işaret etmektedir. Trump, Amerikan tarihinin "kurtarıcı" figürü olmaya adaydır. Zira o, Amerika'yı küresel bir jandarma olmanın getirdiği mali yüklerden arındırarak, ülkeyi bir "Enerji Kalesi" haline getirmeyi hedefleyen büyük bir stratejinin mimarıdır. Trump açıkça yeni Amerika'nın kurucusudur.
Kıtasal Geri Çekilme StratejisiTrump dönemi dış politikasının felsefi temeli, Wilsoncı müdahaleciliğin sonu ve realizm'in mutlak zaferidir. Amerika, 1945 sonrası üstlendiği "Liberal Dünya Düzeni"nin koruyuculuğu rolünün artık sürdürülebilir olmadığını, aksine bu rolün devasa bir dış borç ve endüstriyel boşalma yarattığını fark etmiştir. Amerika çekiliyor ve Trump'ın stratejisi, Amerika'yı Avrasya'nın bitmek bilmeyen iç savaşlarından ve maliyetli ittifak sistemlerinden (NATO ve Pasifik paktları gibi) soyutlayarak, odağı Amerikan Ana Kıtası'na çevirmektir. Bu, Monroe Doktrini'nin modern ve çok daha agresif bir versiyonudur. Venezuela örneğinde görüldüğü üzere Latin Amerika'daki enerji kaynaklarının kontrolü ve Kanada-ABD-Meksika hattındaki ekonomik bütünleşme ABD'yi dünyanın geri kalanına muhtaç olmaktan çıkarıp, dünyayı ABD'ye muhtaç hale getirecek bir kendi kendine yetebilirlik modeli oluşturmaktadır.
Borcun SilahlandırılmasıKlasik ekonomi teorileri devasa dış borcu bir zayıflık göstergesi olarak kabul eder. Ancak Trump doktrini, bu borcu bir kaldıraç olarak kullanma potansiyeline sahip. İlginç ama gerçek bu. ABD, doların rezerv para birimi olma statüsünü ve kontrol ettiği küresel enerji akışlarını birleştirerek borçlu olduğu ülkelere karşı "enerji bağımlılığı" kartını oynamaktadır. Trump'un yapmaya çalıştığı fosil yakıt rönesansı ABD'nin sadece kendi ihtiyacını karşılaması değil, küresel enerji fiyatlarını ve arz güvenliğini tek başına belirlemesi demektir. Amerika kendi kıtasındaki devasa petrol ve gaz rezervlerini (Venezuela'nın ağır ham petrolü ile ABD'nin kayaç gazı teknolojisinin birleşimi) kontrol altına aldığında dış borç verdiği ülkeler artık alacaklı değil, Amerikan enerjisine muhtaç "müşteriler" konumuna düşecektir. Bu, borcun fiilen kâra dönüştüğü ve jeopolitik bir esarete yol açtığı yeni bir finansal düzenin habercisidir.
Trump, Kontrollü Kaos UyguluyorTrump'ın hızı ve üslubu, rakiplerini (ve hatta müttefiklerini) sürekli bir savunma pozisyonunda tutmaktadır. ABD kendi kıtasında enerji güvenliğini ve ekonomik tahkimatını tamamlarken, Avrasya ve Orta Doğu'da "güç boşlukları" bırakarak buraları iç savaşlar, enerji krizleri ve bölgesel rekabetlerin kucağına itmektedir. Bu durum, realizmin en sert tezahürüdür. Amerika, rakiplerinin (Çin, Rusya, AB) kendi bölgelerindeki istikrarsızlıklarla boğuşmasını izlerken sermayenin, enerjinin ve güvenliğin tek adresi olarak Amerikan kıtasını tahkim etmektedir. Dünya kan ve gözyaşı içinde enerji ararken, Trump'ın Amerika'sı bu krizleri yüksek kar marjlı birer ihracat kalemine dönüştürecektir.

5