İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in yaptığı itiraflar "ya olsaydı" sorusunu beraberinde getirdi. 7 Ekim günü savaşın ilk saatlerinde Hizbullah'ın kuzeyden saldırmasından duyulan derin korku, İsrail'in nasıl bir kıskaca düşebileceğini gözler önüne seriyor.
7 Ekim sabahı Hamas'ın Gazze şeridinden başlattığı operasyon İsrail askeri ve istihbarat mekanizmasını tarihte eşi benzeri görülmemiş bir felç durumuna uğrattı. Dönemin hükümet yetkililerinin itiraflarında açıkça kabul edildiği üzere Tel Aviv yönetimi ilk saatlerde neye uğradığını anlamaya çalışırken gözünü korkuyla kuzey sınırına, Lübnan'a çevirmişti. Bakan Smotrich, o günün öğle saatlerinde yaşadıklarını anlatırken ordunun Gazze'ye çekilmesini hedefleyen stratejik bir aldatmacanın ortasında kalmaktan ve Hizbullah'ın topyekûn bir baskınla kuzeyden saldırmasından korktuklarını itiraf ediyordu. Akşam saatlerinde ancak rahat bir nefes alabildiler. Zira istihbarat, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın bu operasyondan haberdar olmadığını ve hatta koordinasyon dışı bırakıldığı için öfkeli olduğunu teyit etmişti. Bu tarihi koordinasyon zafiyeti, İsrail'e varoluşsal bir tehdidi atlatarak tüm gücünü tek bir cepheye yığma şansı tanıdı. Peki, Smotrich'in korktuğu o senaryo gerçekleşseydi ve Hizbullah aynı gün, aynı saatte harekete geçseydi ne olurdu
Celile ele geçirilebilirdi7 Ekim sabahı İsrail'in Güney Komutanlığı ve Gazze Tümeni tamamen saf dışı kalmıştı. Ordu, güneydeki krize müdahale edebilmek için elindeki tüm elit birlikleri ve operasyonel yedekleri hızla o bölgeye sevk ediyordu. Eğer Hizbullah'ın elit Rıdvan Gücü tam da o kaos saatlerinde, kuzey sınırındaki tahkimatlar henüz tam olarak güçlendirilmemişken koordineli bir kara harekâtı başlatsaydı kuzey cephesi tamamen çökerdi. Sınırlı sayıdaki askeri üs ve sınır kasabaları birkaç saat içinde düşer, Kiryat Shmona veya Nahariya gibi stratejik merkezler Hizbullah kontrolüne geçebilirdi. İsrail ordusu, güneydeki rehineleri ve toprakları kurtarmaya çalışırken kuzeyde egemenlik alanının önemli bir kısmını fiilen kaybetmiş ve iki ateş arasında kalmış olacaktı. Bu durum, askeri bir kayıptan öte İsrail devleti için geri döndürülemez bir toprak ve egemenlik yenilgisi anlamına gelecekti.
Demir Kubbe İflas EdebilirdiHamas'ın fırlattığı roketler hava savunma sistemlerini geçici olarak meşgul etmeyi başarmıştı ancak Hizbullah'ın elindeki 150 binden fazla füze ve hassas güdümlü mühimmattan oluşan devasa cephane bambaşka bir askeri gerçekliği temsil ediyordu. 7 Ekim günü güneyden gelen salvolara ek olarak kuzeyden başlayacak günde 3 bin ila 5 bin arası yoğun roket ve kamikaze İHA saldırısı Demir Kubbe ve Davud sapanı gibi sistemleri birkaç saat içinde "doyurma noktasına" ulaştırarak mühimmat bazında tamamen tüketirdi. Korunmasız kalan Tel Aviv ve Hayfa gibi metropollerin yanı sıra, elektrik santralleri, su arıtma tesisleri, deniz limanları ve özellikle askeri hava üsleri doğrudan isabet alırdı. Hava kuvvetlerinin pistlerinin vurulması, jetlerin kalkış kabiliyetini felç ederek İsrail'in en büyük kozu olan hava üstünlüğünü daha savaşın başında elinden alırdı. Ülke genelinde haftalarca sürecek bir enerji ve lojistik felci topyekûn bir altyapı çöküşünü tetiklerdi. Bu, yapılamadı. Daha doğrusu düşük yoğunluklu atışlar ile aylar kaybedildi.
Toplumsal Kaosİsrail'in askeri gücü, düzenli ordudan ziyade 48 ila 72 saat içinde silah altına alınması planlanan yüz binlerce yedek asker-rezervist kapasitesine dayanmaktadır. 7 Ekim günü ülkenin hem kuzeyinden hem güneyinden binlerce ağır füze düşerken ana yollar, mühimmat depoları, iletişim ağları ve asker toplama merkezleri sürekli ateş altında kalsaydı bu hayati seferberlik mekanizması asla çalıştırılamazdı. İsrail'de zaten çok ciddi bir kaos hakimdi. Yedek askerlerin birliklerine ulaşması fiziken imkansız hale gelirdi. Bu kaosa, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te patlak verecek eş zamanlı bir halk ayaklanmasının da eklenmesiyle güvenlik güçleri tamamen dağılırdı. Düzenli ordu birlikleri organize olamadan komuta-kontrol zincirinden kopuk küçük gruplar halinde imha olurdu. Sığınak yetersizliği, gıda ve ilaç tedarikinin kesilmesi ve devlet otoritesinin ortadan kalkmasıyla birleşen toplumsal panik, yapısal bir "devlet çöküşü" doğurabilirdi.
İsrail, tek tek savaştıBunlar olmadı. İsrail, tek bir cepheye odaklanarak rezervistlerini güvenli bir şekilde topladı ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batı dünyasından mühimmat ve lojistik desteği alabileceği zamanı kazandı. Ancak Smotrich'in korktuğu o çok cepheli senaryo hayata geçseydi, askeri literatürde "aşırı gerilme" (overextension) olarak adlandırılan durum yaşanırdı. İsrail, ne insan gücü ne de mühimmat açısından aynı anda üçten fazla asimetrik odağa (Gazze, Lübnan, Batı Şeria ve olası Suriye-Irak hattı) yanıt verebilirdi. Pentagon'un uçak gemileri ve mühimmat sevkiyatları bölgeye ulaşamadan İsrail stratejik derinliği olmayan dar coğrafyasında savaşı çoktan kaybetme noktasına gelirdi.
Direniş Ekseni'nin o gün sergilediği bu büyük koordinasyon eksikliği ve stratejik zamanlama hatası, İsrail'e askeri tarihinin en büyük yenilgisinden kurtularak hayatta kalma kapısını açan bir unsur olmuştur.
Yıpratma İllüzyonuBu analize yöneltilebilecek en yaygın taktiksel itiraz, Hizbullah'ın 8 Ekim itibarıyla savaşa dahil olduğu, kuzeydeki teknik gözetleme noktalarını imha ettiği, yüz binlerce İsrailliyi güneye göç ettirdiği ve bu uğurda Nasrallah başta olmak üzere Fuat Şükür, Salih el-Aruri gibi çok kritik liderlerini feda ettiği argümanıdır. Ancak bu savunma, askeri stratejideki en temel ayrımı, yani "Stratejik Baskın Savaşları" ile "Adım Adım Yükselen Yıpratma Savaşları" arasındaki yapısal makası gözden kaçırmaktadır. Hizbullah'ın süreç içerisindeki mücadelesini ve ağır kayıplarını küçümsemek kesinlikle söz konusu değildir. Aksine eleştirimiz, eldeki Rıdvan Gücü ve muazzam füze kapasitesi gibi devasa kozların İsrail'in tarihsel olarak felç ve körlük yaşadığı "7 Ekim günü" o ilk birkaç kritik saatte kullanılmamış olmasınadır. 8 Ekim'den itibaren devreye sokulan kontrollü yıpratma taktiği İsrail'e seferberliğini tamamlama, komuta zincirini onarma ve güney cephesini stabilize etme gibi hayati bir zaman dilimini altın tepside sunmuştur.

4