Anayasa Mahkemesi, bundan 17 yıl önce AKP'yi "laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olmaktan suçlu buldu.
Ama bu suçun karşılığı "partinin kapatılması" olduğu halde bunu yapamadı.
Avrupa'nın büyük baskısı sonucu bu ağır suç, küçük bir cezayla geçiştirildi.
Partinin Hazine'den aldığı yardımın bir bölümü geri alındı; o kadar!
★★★
Sonraki yıllarda Türkiye'deki demokrasiyi savunanlar olarak hep bir ağızdan bağırdık...
"Ülkenin sistemi değiştiriliyor. Bugün sizdenmiş gibi görünen bu iktidar, bir süre sonra sizden vazgeçecek. Kullanıp kirli bir mendil gibi atacak" diye Avrupa Birliği yetkililerini uyardık.
Onlar, bu uyarılara da kulak asmadı.
★★★
Dediğimiz oldu ve demokrasiyi tren olarak görenler yıllar içinde Avrupa'dan tamamen vazgeçti.
Neredeyse haftada bir, bir Avrupa ülkesini ziyaret eden Başbakan, ziyaretlerini yılda bire kadar düşürdü.
Sonuçta da Türkiye'nin AB'ye üye olmak gibi bir umudu da hedefi de kalmadı.
Ülke, "Nas var, nas" diye haykıran ve şeriatı savunan zihniyetin elinde, tüm demokratik kazanımlarını birer ikişer kaybetmeye başladı.
AKP iktidara geldiğinde AB'nin eşiğinde olan Türkiye, bugün bunu hayal bile edemez hale geldi.
Bu elbette bir "Hristiyan Kulübü"ne dönüşen AB'nin de işine geldi!
★★★
Gelelim bugüne:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iki gün önce Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılmasını istedi ve Türkiye'yi bir kez daha suçlu buldu ya...
Cumhurbaşkanı adına her konuda "racon kesen" başdanışman Mehmet Uçum, iktidarın tavrını net bir şekilde açıkladı.
"Gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çekiliriz..."
★★★
ok merak ediyorum; Mehmet Bey bu açıklamayı yaparken, acaba Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çekilmenin maliyetini hesapladı mı
Sanmıyorum.
Onun yerine ben çıkarayım faturayı:
Bir

14