Küresel sistem, son yılların en sert kırılmalarından birisini yaşıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı ile derinleşen jeopolitik gerilimler, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı ile değişen güvenlik paradigmaları, Pasifik'te büyüyen askeri rekabet ve ekonomik bloklaşmalar, dünyayı yeni bir güç mücadelesinin içine sürükledi. Artık mesele yalnızca ülkelerin ekonomik büyüklüğü değil; teknolojiye, enerji yollarına ve stratejik bölgelere kimin hükmedeceği meselesidir.
Böylesi bir atmosferde gerçekleşen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın Çin ziyareti, sıradan bir diplomatik temas olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor.
Aradan geçen dokuz yılın ardından Trump'ın geniş bir siyaset ve iş dünyası heyetiyle Pekin'e gitmesi, Washington'ın Çin'i artık yalnızca rakip değil aynı zamanda mecburi bir ortak olarak gördüğünü de ortaya koydu. Çünkü dünya ekonomisinin can damarlarından birisi de artık Pasifik'te atıyor.
Ziyaretin en sert başlığı ise hiç şüphesiz Tayvan meselesi oldu.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, görüşmede son derece net konuştu. Tayvan'ın "Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli mesele" olduğunu söyleyen Çin lideri, yanlış adımların "çatışma hatta savaşa" yol açabileceğini ifade ederek Washington'a açık mesaj verdi.
Bu açıklama, Çin'in artık Tayvan konusunda geri adım atmayacağını ve askeri seçeneği masada tuttuğunu gösterdi.
Trump'ın bu konuda sessiz kalması ise dikkat çekiciydi. Gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakması, ABD'nin stratejik belirsizlik siyasetini sürdürmek istediğini gösterse de aynı zamanda Washington'ın Çin karşısında daha temkinli hareket etmeye başladığını da ortaya koydu. Çünkü Amerika bugün Çin'le doğrudan bir çatışmanın ekonomik maliyetini eskisi kadar kolay göze alamıyor.
Ziyaretin ikinci önemli ayağı ise ekonomi oldu. Trump'ın yanında milyarder işadamı Elon Musk dahil 17 büyük şirketin CEO'sunu götürmesi aslında görüşmenin ruhunu özetliyordu. Bu durum, sert siyasi rekabete rağmen karşılıklı ekonomik bağımlılığın devam ettiğinin delili oldu. ABD şirketleri, Çin pazarından vazgeçemediğini gösterirken; Çin de Amerikan teknolojisine ve sermayesine olan ihtiyacını böylece izhar etmiş oldu.
Son yıllarda çip savaşları, ticaret ambargoları ve teknoloji kısıtlamaları üzerinden yürüyen rekabette tarafların daha kontrollü bir zemine yöneldiği görülüyor. Özellikle Washington'ın bazı Çinli şirketlerin Nvidia çiplerine erişimine izin vermesi, teknoloji savaşında yeni bir dönemin işareti sayılabilir. Uzmanlara göre bu hamle, uzun süredir kilitlenen teknoloji rekabetinde yumuşama ihtimalini güçlendirdi.
Xi Jinping'in "Thucydides Tuzağı aşılmalı" sözleri de son derece dikkat çekiciydi. Çin lideri, burada yükselen güç ile mevcut hegemon arasında tarih boyunca yaşanan savaşlara gönderme yaptı. Verilmek istenen mesaj açıktı: Çin yükseliyor ve Amerika, bu yükselişi savaş gerekçesi olarak kullanmamalı.
Trump'ın Xi'ye yönelik övgü dolu ifadeleri ise uluslararası siyasetin nasıl tamamen çıkar merkezli yürüdüğünü gösterdi. Bir dönem Çin'e karşı sert ticaret savaşları başlatan Trump'ın bugün "Çin harika bir ülke, Xi büyük bir lider" demesi, devletlerin ilişkilerini dostluk ya da düşmanlık hesapları üzerinden değil çıkar hesapları üzerinden yaptığını bir kez daha kanıtladı.
Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması konusunda sağlanan mutabakat da ayrıca önemliydi. Bu durum, enerji güvenliği söz konusu olduğunda Washington ile Pekin'in hâlâ ortak zeminde buluşabildiğini gösterdi. Ukrayna'dan Kore Yarımadası'na kadar uzanan birçok kriz başlığının ele alınması ise iki ülkenin dünya siyasetinin merkezini kontrol etme çabası olarak kayıtlara geçti.

12