İsrail'in Stratejik Çöküşü

Netanyahu'nun ABD'yi İran savaşına çekerek bölgesel hegemonya hayalleri kurması sonunda Orta Doğu'da kendi müttefikinden dışlanmaya yol açtıysa, hegemonya peşinde koşmak gerçekten başarının garantisi midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 41 günlük ABD-İran savaşının fiili olarak sona ermesiyle İsrail'in hem savaşı kaybettiğini hem de ABD ile ayrışmaya başladığını iddia ediyor. Bu argümanı Netanyahu'nun bölgede Amerikan hegemonyasını kendi çıkarları için manipüle etme girişimiyle açıklıyor ve çıkış yolu olarak Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır'ın İran'la çok taraflı bir pakt kurmasını öneriyor. Ancak bu çok taraflı diplomasi gerçekten ABD ve İsrail'in hesaplarını bozabilecek kadar güçlü bir araç olabilir mi?

ABD/İsrail-İran Savaşı, 41 günün ardından 2 haftalık ateşkesin kabul edilmesiyle en azından şimdilik fiili olarak sona erdi.

İran 10, ABD ise 15 maddelik talepler planıyla Pakistan İslam Cumhuriyeti'nin başkenti İslamabad'da dün masaya oturdu.

Şimdi Tahran ve Washington arasında masada savaş başladığını söyleyebiliriz. İslamabad görüşmelerine tekrar döneceğiz ancak şimdi bu savaşın en büyük kaybedeni olan Siyonist İsrail ve onun Başbakanı Gazze soykırımcısı Netanyahu hakkında bir şeyler söylemek daha doğru olur.

Taktiksel Zaferin Stratejik Mağlubiyeti

2023 yılının Ekim ayından bu yana Gazze'de soykırım başlatan ve bölgesel hegemonya savaşını Lübnan, Yemen, Suriye ve Irak'a yaymak isteyen Netanyahu, buralardaki gerek HAMAS gibi direniş güçlerine gerekse de diğer gruplara karşı 3 yıldır hiçbir kriter ve hukukun işlemediği bir savaş yürütüyor.

Üstelik Netanyahu, Arap Baharı'ndan bu yana olumsuzluklar yumağının içine düşen Orta Doğu'da ABD eliyle kendi konumunu tahkim edecek bir yapıyı kurmak istiyordu. Ve Netanyahu'ya göre bu süreç karşısındaki en büyük engellerden biri İran'dı.

İşte bu nedenle Netanyahu, ABD'deki Evanjelik-Siyonist odaklar eliyle Trump'ı İran'la savaşın içine çekti.

Netanyahu, İran'ı ABD'nin eliyle yıkıp Orta Doğu'da güçlenmenin hayallerini kurarken hiç beklemediği bir durumla karşı karşıya kaldı.

ABD, tüm saldırılarına rağmen İran'ın direncini kıramadı. Beyaz Saray 41 günün sonunda masaya oturmak zorunda kaldı. Tel Aviv böylece hem çok beklediği "ABD-İran" savaşından hiçbir şey elde edemedi hem de artık Washington'la ajandası bazı boyutlarıyla ayrılmaya başladı.

Netanyahu'nun tüm çığırtkanlıklarına rağmen ABD, ateşkesten ve müzakerelerden yana tutum sergiliyor daha doğrusu buna mecbur. Böylece Tel Aviv, 1948'den bu yana belki de ilk kez kendini bu kadar yalnızlaşmış hissediyor. Üstelik İsrail görüşmelerine taraf bile değil. Yani bölgede İsrail, bizzat müttefiki ABD'nin de onaylamasıyla ilk kez kritik bir sürecin dışında kalıyor.

Bu durum ise on yıllardır pervasızca kafasına estiğini yapan İsrail'in bir nevi "şımarık çocuk istediğini yapar" imajını yıkıyor.

Ayrıca bu durumun ana sebebi bizzat Netanyahu'nun kendisi. 1 ay önce Orta Doğu'ya sahip olma hayalleri kuran Netanyahu, şimdi kendi koltuğunu bile koruyamayabileceği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışıyor.

ABD'nin Bölgedeki İmajı Yerle Bir Oldu

Netanyahu, ABD'nin I. Dünya Savaşı'ndan sonra bölgede 100 yılı aşkın süredir kurduğu dengeleri darmadağın etti.

Öncelikle ABD artık İran'ı savaşla yıkamayacağını gördü. Bu ise sadece bölgesel değil, küresel ölçekte ABD'nin gerilemesine neden oldu. ABD, Çin ve Rusya karşısında prestij kaybetti. Diğer yandan Körfez ülkeleri bu süreçte kendilerinin ABD için sözde müttefik olduklarını anladılar.

ABD şimdi savaş öncesi açık olan Hürmüz Boğazı'nı yeniden açtırmaya çalışıyor. Beyaz Saray o hâle düştü ki, "status quo ante bellum" (savaş öncesi durumu korumak) durumunu bile zafer olarak sunmaya çalışıyor. Fakat ciddi anlamda prestij kaybeden ABD, İslamabad görüşmeleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın farketmez tabiri caizse "çizilen karizmasını" kurtarması çok mümkün görünmüyor.