İsrail'de dört yılın ardından tekrar sandığa gidildi. İsrail'de erken seçimlerin sık sık yapıldığını göz önünde bulundurursak dört yıl gibi uzun aradan sonra yeniden seçime gidilmesi dikkat çekti.
7 Ekim 2023'te başlayan ve daha sonra bir soykırıma dönüşen Gazze Savaşı'nın ardından yapılan ilk seçimler olması da ayrıca doğal olarak önemliydi.
Seçim Öncesi Durum
İsrail'deki seçimlere kadar yaşanan siyasi ve askerî tabloya baktığımızda, Tel-Aviv'in son dört yıldır aralıksız biçimde bir yerlere saldırdığını ve sürekli bir korku atmosferi içerisinde yaşadığını görüyoruz. Çünkü İsrailliler son yıllarda hem HAMAS'la hem Hizbullah'la savaştı. 1979 yılından bu yana sözlü olarak savaştığı İran'la da bu kez gerçekten karşı karşıya geldi. Hatta İsrail, Yemen'le bile savaştı.
Bütün bunlar, İsrail toplumunun psikolojik açıdan ne kadar yıpranmış olabileceğini gösteriyor. Sürekli saldırmak ve kendisini devamlı tehdit altında hissetmek, İsrail toplumunda ciddi bir psikolojik travmaya yol açtı.
Nitekim Netanyahu iktidarı boyunca bir şeyi açıkça gösterdi: Onun derdi yalnızca İsrail'i yönetmek ve daha refah sahibi bir toplum oluşturmak değildi. İktidarı boyunca önceliği daha fazla işgal ve daha fazla saldırı oldu.
Tabii İsrail'de iktidar böyle şekillenirken muhalefet de kendisini yeniledi. Son dört yılda sivil muhalefetin neredeyse tamamen geri plana itildiğini söyleyebiliriz. Bunun karşısında Gadi Eisenkot gibi eski bir asker ve genelkurmay başkanı öne çıktı. Yani Netanyahu'nun politikalarının yalnızca toplumu değil, ana muhalefeti bile yeniden şekillendirdiğini gördük.
Bu nedenle İsrail'deki seçimlerin, son yıllarda yaşanan savaşların gölgesinde geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Seçim gündemine baktığımızda iç meselelerin, ekonomik ve sosyal konuların neredeyse hiç gündeme gelmediğini görüyoruz. Sadece savaş ve bölgesel tehditler konuşuldu.
Seçimler ise İsrail açısından yeni bir tablo ortaya çıkarmadı. Zaten İsrail'de alışık olduğumuz bir durum var: Seçimlerden genellikle parçalı sonuçlar çıkıyor. Nitekim bu seçim de böyle sonuçlandı. Ancak birkaç gelişme özellikle dikkat çekici.
Birincisi, Netanyahu artık sınırsız bir iktidara sahip değil. Bu kez İsrailliler ona Knesset'te tek başına veya kendi bloğuyla hükümet kurabilmesi için gereken 61 sandalyeyi vermedi. Netanyahu 53 sandalyede kaldı. Rakibi, eski asker Gadi Eisenkot ise yalnızca 48 milletvekili çıkarabildi. Arap partileri ise bütün zorluklara rağmen 19 sandalye kazanmayı başardı.
Şimdi İsraillilerin sandıktaki mesajına baktığımızda birkaç önemli nokta görüyoruz.
Seçim Sonrası Tablo Ne
Birincisi, Netanyahu'nun artık Itamar Ben-Gvir ve Smotrich gibi radikallerle birlikte sınırsız bir iktidar olmasını istemiyorlar. Çünkü bu durum, İsrail toplumunun kendisi açısından da oldukça yönetilmesi zor sonuçlar doğuruyor.
Diğer taraftan muhalefete de o kadar güvenmiyorlar. Çünkü Netanyahu'nun en büyük avantajlarından biri her zaman karşısında kendisiyle uzun süre mücadele edebilecek güçlü bir muhalefetin bulunmaması oldu. Neredeyse her seçimde Netanyahu'nun karşısında yeni bloklar ve yeni isimler ortaya çıktı. Ancak bunlar bir seçimden diğerine kadar varlıklarını koruyamadı ve tamamıyla yenilendi.
Yani Netanyahu, her zaman karşısında tecrübesiz ve kendisiyle mücadele etmekte zorlanan bir muhalefet buldu. Eski asker, yeni siyasetçi Gadi Eisenkot'un da benzer bir süreç yaşama ihtimali oldukça yüksek.
Burada özellikle belirtilmesi gereken bir diğer nokta ise Arapların yükselen siyasi etkisidir. Araplar artık yok sayılamayacak bir güç hâline geldi.
Şöyle ki İsrail'deki Araplar, 1948 Arapları olarak her zaman Tel-Aviv tarafından yok sayıldı. Hukukları görmezden gelindi. Farklı baskılara ve ayrımcılıklara maruz kaldılar. Özellikle 2018 yılında Yahudi Ulus Devlet Yasası'nın kabul edilmesinden sonra üzerlerindeki baskı daha da arttı.
Kendilerine ne yeterince iş imkânları sunuldu ne hükümetlerde yer alabildiler ne de parlamentoda seslerini duyurabildiler. Dışlandılar, ayrımcılığa uğradılar, evlerine el konuldu ve baskılara maruz kaldılar.
Bugün ise özgürlüklerini ve topraklarını kaybetmiş bu insanlar şu mesajı vermek istiyor: Bu apartheid rejimi içerisinde yaşasak da direneceğiz. Kendi haklarımızı, kendi hukukumuzu ve en azından sözde vatandaşlık haklarımızı savunmaya çalışacağız. Üstelik bunları da mevcut yasalarla yapacağız. Yani Arapların verdiği mesaj çok açık; bizleri yok sayarak yol alamazsınız.
Netanyahu'nun Önündeki Seçenekler
Netanyahu'nun açısından meseleye yaklaştığımızda, onun istediği şey elbette Eisenkot'la birlikte bir güçlü koalisyon oluşturmak ve böylece 120 sandalyelik parlamentoda yaklaşık 100 sandalye ile bir çoğunluğu elde etmek.
Ancak mesele bundan ibaret değil. Eisenkot, Netanyahu ile koalisyon kurmaya pek de istekli görünmüyor. Çünkü Gazze'deki soykırım nedeniyle uluslararası alanda neredeyse izole edilen Netanyahu ile aynı torbaya girmek istemiyor.
Bir diğer mesele de Netanyahu'nun yeni iktidar döneminde nereye saldıracağı ve neler yapacağının belirsizliği.
Üstelik yalnızca Netanyahu değil, onun Siyonist ortakları da muhalefet bloğunu korkutuyor diyebiliriz.
Eisenkot açısından başka bir ihtimal daha var. Eğer Netanyahu 42 gün içerisinde hükümet kuramazsa bu sefer hükümeti kurma görevi kendisine verilecektir. Böylece önünde yeni bir yol açılabilir: o da Netanyahu'nun asla yanaşmak istemediği Arap partileriyle uzlaşmak.
Nitekim birkaç yıl önce Yair Lapid kendi koalisyonunu kurduğunda ve Netanyahu iktidardan düştüğünde Arap partileriyle anlaşmıştı.

2