Nisan ayının son günlerinde tüm dikkatler bir kez daha Washington'a çevrildi. Bu kez ABD'ye yönelen dikkatin esas sebebi Donald Trump değil ABD'yi ziyaret eden İngiltere Kralı 3. Charles'tı.
Taç giydikten sonra ilk kez "Majesteleri" sıfatıyla ABD'yi ziyaret eden Charles, Washington'da dikkat çeken mesajlar verdi.
İngiltere Kralı hem Beyaz Saray temaslarında hem de Kongre'deki konuşmasında ince, esprili mesajlar verdi. Şöyle ki, Charles'ın Kongre'de yaklaşık 27 dakika süren konuşması 12 kez ayakta alkışlandı. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar aynı anda ayağa kalktı ve beraberce Charles'ı alkışladı. Sert tartışmaların yaşandığı Kongre'de son yıllarda nadir görülen bir tabloydu bu.
Kendisine has üslubuyla Charles bol bol tarihe ve İngiliz kültürüne atıf yaptı. Verdiği ince mesajların daha kalıcı olması için bunları mizahla yoğurdu. Yani Amerika'ya İngiliz geçmişini sık sık hatırlatmış oldu.
Eski tarz politik figürlerin son örneklerinden olan Charles'ın gündeminde daha çok Anglo-Amerikan ittifakı ve Batı dünyasının geleceği vardı.
Bu ittifakın uzak ve yakın geçmişine atıfta bulunan Charles, kendince bazı hatırlatmalarda bulundu.
Charles, Kongre konuşmasında özellikle "kolektif güvenliğe" vurgu yaptı. Konuşmasında eski İngiltere Başbakanı "Demir Leydi" lakaplı Margaret Thatcher'ın 1990'daki NATO zirvesi konuşmasını anımsatan Charles, Post-Soğuk Savaş dönemine atıf yaparak NATO'nun bugün 1991'e kıyasla daha önemli bir yere sahip olduğunu ve uluslararası sistemin daha kırılgan hale geldiğini vurguladı. Kral'ın bu çıkışı özellikle son yıllarda NATO'ya yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde dikkat çekiciydi. Aslında mesajın muhatabı doğrudan Trump idi.
Charles, NATO'nun ABD için de önemli olduğunu ifade etti. NATO'nun 5. maddesinin 11 Eylül saldırılarının ardından ilk ve tek kez ABD için işletildiğini hatırlattı. Bir nevi Trump'ın diğer NATO ülkelerini yok sayan politikasını eleştirdi. Yani dolaylı olarak Avrupa ile Trump arasındaki NATO tartışmalarında "ittifakı itibarsızlaştırma, bu senin de zararına" mesajı verdi.
Charles, Ukrayna konusunda da benzer bir çizgi izledi. Rusya'ya karşı "sarsılmaz kararlılık" çağrısı yaparak İngiltere ve Avrupa'nın net tavrını destekledi ama aynı Charles savaşın nasıl sona ereceğine dair bir yorum yapmadı.
Böylece ABD iç kamuoyunda giderek görünür hale gelen Ukrayna'ya olan desteği sorgulama tartışmalarına da bir set çekmeye çalıştı. Üstelik Kral'ın konuşmasının bu bölümünde her iki partili üyelerin birlikte ayağa kalkması, Kongre'de özellikle İran'a saldırılar konusunda kimi fikir ayrılıkları olsa da genel hatları itibariyle dış politika başlıklarında hâlâ belirli bir ortak zeminin korunabildiğini gösterdi. Yani Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında sadece yöntemde anlaşmazlıklar olduğu, son tahlilde her iki yapının da aynı amacın etrafında birleşebileceğini bir kere daha teyit etmiş oldu.

3