Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) 3 Kasım'da gerçekleştirilen ara seçimler, Trump'ın ve Cumhuriyetçi Parti'nin iktidarı için sonun başlangıcı oldu. Demokrat Parti sadece seçimi kazanmadı, Cumhuriyetçilerin kalesi olan eyaletlerde bile kesin, tartışmasız, silme zafer elde etti. Teksas, Ohio, Michigan gibi eyaletlerde bile senato seçimlerini Demokratlar kazandı. Trump'ın Cumhuriyetçi Partisi hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu kaybetti. Demokratlar her iki kanatta da kontrolü ele geçirdi. Böylece Trump, başkanlık görevini sürdürmesine rağmen önümüzdeki iki yıl boyunca çok daha zor bir siyasi dönemle karşı karşıya kalacak. Aslında Beyaz Saray'a ve Cumhuriyetçi Parti'ye ABD vatandaşlarının mesajı netti: sizi istemiyoruz.
Peki, Trump ve Cumhuriyetçiler Neden Kaybetti
Bu yenilginin arkasında birbirini tamamlayan önemli başlıklar bulunuyor. Ekonomi, İran savaşı, işgalci İsrail'e verilen destek, Trump'ın yönetim anlayışı ve Demokratların farklı toplumsal kesimleri ortak bir itiraz etrafında buluşturması...
Ancak bütün bu başlıkların içerisinde özellikle bir hususun altını çizmek gerekiyor: Amerikan halkı, kendi refahı ve geleceği yerine başka ülkelerin çıkarlarını önceleyen bir dış politikanın bedelini ödemek istemiyor.
Ekonomik Vaatler Sandıkta Duvara Çarptı!
Trump, seçim kampanyasında Amerikan halkına hayat pahalılığını düşürme, enflasyonu kontrol altına alma, istihdamı artırma ve refah sözü vermişti.
Ancak seçim günü geldiğinde Amerikalıların önemli bir bölümü aynı kanaatte değildi. Market alışverişinden benzine, sağlık harcamalarından konut giderlerine kadar hayatın her alanında yaşanan ekonomik sıkıntılar seçmenin öncelikli gündemi oldu.
AP'nin 100 binden fazla seçmenle gerçekleştirdiği seçim araştırması da ekonomik memnuniyetsizliğin Cumhuriyetçilerin yenilgisinde belirleyici olduğunu ortaya koydu. Seçmenlerin yaklaşık yüzde 90'ı hayat pahalılığını oy tercihlerinde önemli veya çok önemli bir faktör olarak değerlendirdi. Trump'ın ekonomi politikalarının enflasyonu artırdığına inananların oranı da oldukça yüksekti. İran savaşının enerji maliyetlerine etkisi de bu tabloyu ağırlaştırdı. Demek ki seçim meydanlarında verilen vaatlerle mutfaktaki gerçekler birbirini tutmadığında, seçmen sandıkta hesabı soruyor.
İran Savaşı: Önce Amerika mı İsrail mi
Trump'ın seçim yenilgisindeki en önemli başlıklardan birisi de İran savaşı oldu.
Trump, Amerikan halkına yeni ve uzun süreli savaşlardan uzak duracağı mesajını vermişti. Amerika'yı başka ülkelerin savaşlarına sürüklemeyeceğini, Amerikan askerlerinin hayatını gereksiz yere tehlikeye atmayacağını söylemişti. Fakat İran'a karşı yürütülen askerî politika, bu söylemle ciddi bir çelişki oluşturdu. Savaşın Amerikan bütçesine yükü, yükselen petrol ve benzin fiyatları, Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesi ihtimali ve Orta Doğu'da daha büyük bir çatışmaya sürüklenme endişesi seçmenin tepkisini artırdı. Üstelik mesele sadece Demokratların itirazından ibaret değildi. Trump'a 2024 seçimlerinde destek veren, Amerika'nın yeni savaşlara girmesini istemeyen seçmenler de rahatsızlıklarını sandığa yansıttı. Bu noktada Başkan Yardımcısı JD Vance'in seçim yenilgisi sonrasında yaptığı açıklama özellikle dikkat çekiciydi.
Vance, Cumhuriyetçilerin kaybının temel nedeninin İran savaşı olduğunu açıkça ifade etti. Trump'a 2024'te oy veren bazı seçmenlerin bu defa Demokratlara yönelmesinin nedenleri arasında İran savaşının sona erdirilmesini, hayat pahalılığıyla mücadeleyi, Amerika'nın önceliklerinin yeniden belirlenmesini ve İsrail'le ilişkilerin gözden geçirilmesini saydı.
Bu açıklama, Cumhuriyetçi Parti içerisinde de ciddi bir hesaplaşmanın başladığını gösteriyor. Trump ise savaş kararından pişman olmadığını ve aynı şartlarda yine aynı kararı vereceğini söyledi. İşte Amerika'nın önündeki temel çelişki de burada ortaya çıkıyor.
Bir tarafta "Önce Amerika" diyen bir siyasi söylem, diğer tarafta Amerika'yı yeni bir Orta Doğu savaşının içine sokan bir yönetim anlayışı... Amerikan halkı artık şu soruyu soruyor: Amerika'nın çıkarı gerçekten bu savaşta mı, yoksa bu savaşın kazananı başkaları mı
İsrail'in Güvenliği, Amerika'nın Önceliği mi
Seçim sonuçlarının ortaya koyduğu bir başka gerçek de İsrail politikalarının Amerikan toplumunda giderek daha fazla sorgulanmasıdır. Gazze'de yaşanan insani soykırım, kadınların, çocukların ve sivillerin katledilmesi, hastanelerin ve sivil yerleşimlerin yıkılması, insani yardımların engellenmesi artık yalnızca Müslüman ve Arap kökenli Amerikalıların gündemi değildir. Özellikle genç seçmenler ve Demokrat Parti'nin sol kanadı, Washington yönetiminin İsrail'e verdiği askerî ve diplomatik desteği daha yüksek sesle sorguluyor.
Amerikan halkının önemli bir bölümü, kendi ülkesinin kaynaklarının ve siyasi gücünün hangi amaçlarla kullanıldığını tartışıyor. Müslüman Amerikalı seçmenler açısından ise Gazze, İran savaşı, ekonomik sıkıntılar ve İslam karşıtlığı seçim tercihlerinde önemli rol oynadı. CAIR ve CAIR Action (Council on American-Islamic Relations) tarafından seçim sonrasında yayımlanan 522 Müslüman seçmenle yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 80'i Gazze'deki gelişmelerin, yüzde 76'sı ise İran savaşının oy tercihlerini önemli ölçüde etkilediğini belirtti. Ekonomik sorunlar da aynı derecede güçlü bir gündem oluşturdu.
Trump'ın Yönetim Tarzı Sandıktan Geçemedi!
Trump'ın sert üslubu, siyasi rakipleriyle sürekli çatışma içerisinde olması, yönetim anlayışına yönelik şeffaflık ve çıkar ilişkileri tartışmaları da seçmen tepkisini artırdı.
Seçmenlerin önemli bir bölümü başkanlık makamının daha fazla denetlenmesini, Kongre'nin yürütme üzerindeki anayasal yetkilerini kullanmasını istiyor.

13