Dünya Bankası 2005'te Türkiye'yi "üst-orta gelirli ülkeler" sınıfına aldı.
Türkiye sonraki 5 yılda kişi başına milli gelirde 10 bin dolar sınırını aştı.
Ama orada takıldı.
'Orta gelir tuzağı' o zaman tartışılmaya başlandı.
Tuzağın özeti şuydu: Büyümeyi yönetememek.
Dış pazarlara hızlı açılmak ama nitelikli işgücü, girdi maliyetlerini kontrol, sürdürülebilir finansmana erişim, hammadde ve teknolojide dışa bağımlılık sorunlarını çözememek.
Bunlardan her biri, başarıyı sürdürülemez kılan, geriye çeken unsurlar.
Bir de "Biz büyüdük, zenginleştik, olduk artık" duygusuyla 'işe yatırım' yerine ata, kata, yata yatırım var...
***Ekonomik büyümenin 'patinaj' yapmasında 'dış' etkenler de vardı.
Terörle mücadele, Suriye, Libya ve buralarda Türkiye ile mücadele eden ülkelerin kuşatma girişimleri...
Tam anlamıyla '7 düvel' ile mücadele...
Üstüne küresel Kovid salgını...
Oysa, hem iç gelişmelerde hem dış etkenlerde oluşan yeni durumlara göre büyümeyi destekleyecek uyarlamalar ve 'ön alma' hamleleri yapılabilirdi.
Ancak çok zorunlu durumlarda anlık yapıldı ve her alanda büyümeyi kalıcı destekleyecek bir kültüre dönüştürülemedi.
***Orta gelir tuzağını yırtmak 10 yılımızı aldı.
Kişi başına milli geliri ancak 2024'te 15 bin dolar sınırını aştı ve Dünya Bankası Türkiye'yi 'yüksek gelirli ülkeler' sınıfına yükseltti.
Bu yıl sonu, hükümet 18 bin doların üzerinde bir kişi başı milli gelir bekliyor.
IMF tahmini ise 19 bin doların üzerinde.
Orta gelir tuzağı Türkiye'yi durdurmadı ama yavaşlattı.
Kardan zarardayız.
Ama zarardan çıkmakta hala zorlanıyoruz.
***Orta gelir tuzağına bugün yeniden takılmamın nedeni şu: Bu tuzak sadece 'gelirde' yok.
Her alanda 'başarılı olmak' önemlidir, ancak 'başarıyı yönetmek ve sürekli kılmak' hayatidir...
Şehirleri büyütmek, yaşam ve kültür alanlarıyla donatmak önemlidir, ancak trafiği yönetememek hayati sorundur.
Şehir hastaneleri yapmak, sağlık hizmetinde kaliteyi yükseltmek önemlidir, ancak randevuları yönetememek hayati sorundur.
Sanayiyi teknolojiyle donatmak, istihdamı, ihracatı artırmak önemlidir, ancak pahalı finansmanı, Çin rekabetini yönetememek hayati sorundur.
Okulları yenilemek, her ile üniversite getirmek önemlidir, ancak 'eğiticiyi eğitememek', eli iş tutmayan diplomalılar üretmek hayati sorundur.
Altyapıda aştığımız 'orta düzey'i tartışmasız kalıcı hale getirirken vakit kaybediyoruz.
Erkenden bir şeyi daha ekleyeyim, dijital teknolojilerde, özellikle havacılık teknolojilerinde ve savunma sanayiinde yakaladığımız 'orta-üst' düzeyde bile patinaj tuzağıyla karşı karşıyayız.
Zira altyapıdan yeterli teknik kadro ihtiyaca yetişmiyor, mühendis kadroları 'online' iş değiştiriyor, girdi maliyetleri dövize bağlı, parlak girişimler yeterli ve sürdürülebilir yerli finans/sermaye desteğine daha fazla ihtiyaç duyduğunda duvara çarpıyor.
Patinaja düşmek riskine tahammülümüz yok.
Her alanda alt bileşenlerin, paydaşların üzerine düşeni yapması, koordineli çalışması, yeni gelişen iç veya küresel durumlara göre yeni çözümler getirmesi gerekiyor.
Birinin eksik olması sisteme patinaj yaptırır.
***Bir başka güncel alan da 'kentsel atık yönetimi'...
Bu alanı savunma sanayii ile birlikte düşünmemin bir nedeni var: Türkiye, savunma sanayii gibi bu alana da küresel alanda liderlik üstlendi, 'Sıfır Atık' projesini, Emine Erdoğan Hanımefendi liderliğinde bir 'küresel gün' olarak dünyaya armağan etti.
Türkiye, bu yıl kasım başında, küresel iklim politikalarının belirlendiği COP31 zirvesine ev sahipliği yapacak.
Türkiye'nin bu alanda da patinaj yapmaya, geri düşmeye tahammülü olmamalı.
***1995'te şehir atıklarının neredeyse tamamı 'vahşi depolama' olarak rastgele yığılıyordu. İnsanlar ve çevre için tek başına bir felaketti çöp sorunu. 1993'te 39 kişinin hayatını kaybettiği Ümraniye faciası olarak bilinen gibi çöp patlamasını unutmadık.
Bugün ise Türkiye'de şehir atıklarının yaklaşık yüzde 81'i düzenli depolama tesislerinde ayrıştırılıyor, enerjiye, gübreye, sanayi hammaddesine dönüştürülüyor.
Türkiye, çöp işleme ve biyo enerji tesisleri bakımından dünyanın en başarılı örneklerine ev sahipliği yapıyor.
Buraya kadar her şey planlandığı gibi geldi.
Ancak 'başarıyı sürdürülebilir kılma' konusunda burada da sorun başladı.
Belediye çöp toplamadığında biyo enerji şirketi elektrik üretemiyor.

13