Geliyorlar, daha da gelecekler

Türkiye artık krizlerin pasif kurbanı değil, küresel finans ve ticaretin aktif merkezi olmaya yöneliyor; peki bu hızlı dönüşüm ne kadar sürdürülebilir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Türkiye'nin İngiltere, Avrupa ve ABD ile imzaladığı stratejik anlaşmaları ve yatırım programlarını analiz ederek, ülkenin geçmişteki kriz yönetimindeki pasif konumundan küresel güç merkezi konumuna geçişini vurguluyor. Bu iddiasını, Körfez yatırımcılarından başlayan ancak Avrupalı ve Amerikan sermayeyi da hedefleyen programın, NATO Zirvesi ve iklim zirvesi gibi büyük toplantılarla desteklenmesiyle gerekçelendiriyor. Türkiye gerçekten de artık risk alanı değil fırsat merkezi mi konumuna geldi?

Geçen hafta Türkiye-İngiltere arasında imzalanan 'Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi' ile İngiltere'nin Borsa İstanbul'u New York ve Londra borsalarıyla aynı yasal statüye 'Tanınmış Borsa' statüsüne almasını, daha önce İtalya ve İspanya ile savunma sanayi merkezli işbirliği seviyelerinin geldiği noktayla birlikte analiz etmeye çalışmıştım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cuma günü açıkladığı, küresel yatırıma çağrı niteliğindeki 'Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı' da bu süreçlerden bağımsız değil.

Kimi analistlerin, bu programı, "Türkiye, savaş ortamında güvenli liman arayan Körfez ülkelerindeki yatırımcıları hedef alıyor" diye yorumlaması sığ bir yaklaşım.

İlk anda en çok ihtiyaç duyanların ilgi alanına gireceği kesin, ancak kısa vadede bile görünür olmaya başlayacak bir 'Avrupalı yatırım' başlangıcına tanık olacağız.

Çünkü bu program, Avrupa'nın son 20 yılda aşama aşama ortaya koyduğu ve nimetlerinden yararlandığı bir programın yeni ve Türkiye'nin özelleştirdiği versiyonu.

Hedefi sadece Körfez değil, Türkiye'yi küresel finans, küresel üretim ve ticaret üssü yapmak.

Öncelikle Körfez'den gelecek olan ofisler, güvenliğin sağlanmasıyla birlikte Türkiye-Körfez ülkeleri arasında yeni ve daha güçlü köprüler oluşturacak.

Çünkü Türkiye kendini Körfez'e rakip veya alternatif değil Körfez'in stratejik ortağı olarak görüyor.

Avrupa'yı da temelde öyle görüyor.

Birleşik kaplar kuralı burada da geçerli; küresel finans ve reel yatırım, ticaret bir süre Türkiye'ye akar, belli bir dengeye gelir ve bütün paydaşlara kazandıracak bir ağa dönüşür.

***

İngiltere'den başladık, İngiliz savunma ve ticaret heyetinin, Savunma Bakanlığı temsilcileri dahil, Şubat ayında Ankara'da çeşitli ziyaretlerde bulunduklarını bu vesileyle ekleyelim.

Bunlarla sınırlı kalmayacak.

Hafta sonu duyurulan, Belçika Kraliçesi Mathilde'in liderliğindeki Belçika Ekonomik Misyonu'nun Mayıs başındaki geniş bir heyetle Türkiye'yi ziyaret programı, aynı zamanda AB ile iş ilişkisinin göstergesi niteliğinde.

Belçika Türkiye Büyükelçisi Van de Velde'nin, "Savunma Bakanımız geçen yıl Türkiye'ye geldi ve Türkiye'nin sanayi alanındaki gelişimini ve öncülüğünü gördü; bu yıl daha geniş bir heyetle geliyoruz. Bir yıl sonra iş birliğini geliştirmek amacıyla yeniden bir ziyaret gerçekleştirilecek. 450 kişilik heyetimiz, 5 ana başlıkta, yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, lojistik, sağlık, eczacılık (ilaç ve kimya) ile savunma sanayi alanlarında Türkiye'deki şirketlerle bir araya gelecek" sözleri, Türkiye'nin gelişiminin nasıl takip edildiğinin göstergesi.

Türkiye için AB bağlamında en önemli konu, Türk mallarının da 'Made in EU/AB Ürünü' programı kapsamına alınmasıydı. AB Komisyonu, Gümrük Birliği kapsamında Türk menşeli ürünlerin 'Made in EU' şartını karşıladığını kabul etti. AB'nin bu uygulamayı 2026 yılı içinde hayata geçirmesi bekleniyor.

Ayrıca, Türkiye-AB İş Diyalogu, AB İklim Eylemi kapsamındaki ziyaretler, TİM tarafından yürütülen karşılıklı iş ziyaretleri AB-Türkiye ekonomik takvimini hızlandıracak.

Türkiye'de yapılacak NATO Zirvesi ve KOP31 İklim Zirvesi, savunma, tarım ve sürdürülebilirlik bağlamında, toplamı trilyon dolarları bulan eğitimden enerjiye, savunmadan tarıma, iletişim ve altyapı teknolojilerinden yapay zekaya kadar her alanda karşılıklı 'iş' kapasiteleri için buluşma fırsatı olacak.