"Erdoğan dediğini yaptı"

Bu cümleyi Batılı 'müttefik' ülke liderlerinden veya medyasından duymazsınız.

Karınlarından söylerler, kapalı kapılar ardında 'birbirlerine yakınırken' dile getirirler.

Çünkü Erdoğan, 'onlara rağmen' dediğini yaptı.

***

Devletlerin gücü üç ana kaynaktan gelir:

Güvenlik (Ordu-istihbarat), hazine ve diplomasi.

Kimileri 'yargı'yı da ekler.

Bunların toplamda bir 'güçlü devlet' oluşturmasını ise 'liderlik' sağlar.

Demokrasilerde bunun adı meşruiyetini halktan alan siyasi liderliktir.

Bu üç kaynaktan biri veya ikisi zaafiyet içindeyse, liderlik açığı kapatır ve zaafiyeti giderir.

'Derin devlet' denilen şey, bu üç kaynakta tarihsel hafızanın/mirasın ve kabiliyetin korunmasıdır.

Siyasi liderlik buna dayalı yetkin bir yönetim ortaya koyuyorsa 'devletin derinliği'nden söz edilir.

Koyamazsa, devlet unsurlarından biri veya birkaçı 'günü kurtarma' eylemlerine girişir; buna da 'derin devlet' derler.

***

Türkiye, son 20-25 yıldır derin devletin değil, devletin derinliğinden gelen akılla yönetiliyor.

Bütün iddia ve ithamların aksine...

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK uzantılarının Suriye'nin Türkiye sınırını işgal etmelerine çanak tutulmasına işaret ederek, "Tüm dünyaya sesleniyorum: Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin güneyinde devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz" açıklamasını bütün bu olayların 'tam ortasında' yaptı.

26 Haziran 2015'te.

Devletin ordusu, yargısı FETÖ terör örgütü tarafından içinden kemirilmiş, hazinesi kırılgan, diplomasisi Soğuk Savaş bağlarından kurtulamamış...

Sadece istihbarat, kısa süre önce yeniden yapılandırılmış, milli kimliği güçlendirilmiş.

Bu ortamda siyasi liderliğin kararlılığının dayanakları sorgulandı.

Erdoğan neye güvenip bunları söylüyordu

***

Erdoğan, zaafiyetlerden doğan açıkları liderliğiyle kapatırken, zaafiyetleri gidermeyi de başardı.

O yıllarda -bugün AK Parti Genel Başkanvekili olan- Efkan Ala'nın deyimiyle, "Hem yol bozuk hem otobüs eski ve parçaları arızalı. Biz bu yolda hem hızlı gitmek hem de otobüsü tamir etmek zorundayız" tablosu vardı.

Bir de, yolcuları bir arada sakin tutmak, sürücüye, tamirciye müdahale etmemelerini, birbirlerine düşmemelerini sağlamak ama ihtiyaçlarını da karşılamak zorunluluğu vardı!

Yetmiyor; bir yandan da yolda otobüsün camını taşlayanlardan korunmak gerekiyordu...

***

Aynı süreçte;

Erdoğan, teröre 'çözüm süreci' ile karşılık verdi, terörü büyüttüler, süreci bitirdiler.

'Demokrasi ve insan hakları eleştirileri' adı altında uluslararası baskı devam etti.

Darbe girişimlerine değil, Türkiye'nin darbeyi bastırmasına, darbecileri yargılamasına tepki gösterdiler.

Türkiye'ye askeri ambargo uyguladılar, döviz girişini, (Volkswagen örneğindeki gibi) yabancı yatırımı durdurdular.

Erdoğan'ı şeytanlaştırma kampanyasıyla gazete ve dergilerde kapak yaptılar.

Türkiye'ye özel kara propaganda için medya organları kurdular.

Türkiye'ye, savunma sanayi, iç güvenlikte başarı, ekonomik dayanıklılık, 'dezenformasyonla mücadele merkezi' kazandırdılar!

***

O otobüs, o sürücünün liderliğinde parçalarını yeniledi, güçlendirdi, o yolları hızla aldı.

Yolcularını, bütün kışkırtmalara ve saldırılara karşı bir arada tutmayı başardı.

Engelleri önce uzlaşmayla, anlaşmayla aşmayı denedi, olmadı yıkarak geçti.

'Doğu Akdeniz krizi' Yunanistan'la yaşadığımız bir kriz değildi, arkasında Fransa ve Almanya vardı. Ege'de Fransız gemisinin Türk firkateyni üzerine sürmesi, Alman ordusunun Türk gemisini basmasını hatırlayın. Biri askeri tavırla, diğeri diplomatik tepkiyle tası tarağı toplayıp çekildi.

Libya'da, Karabağ'da 'parçalanmışlık' üzerine kurulu Batı ve dönemin Körfez ülkeleri politikalarına karşı, devletlerin meşru haklarını destekledi ve başarılı oldu.

Suriye'de, meşru devletin meşruiyet içinde davranması için çaba gösterdi, olmayınca yine 'devletin meşru temsilcisinin iktidar devri'