AB-ABD çekişmesini izlemek

AB'nin 'Trump Amerikası' ile imtihanını izlemek eğlenceli.
Güldürürken düşündüren cinsten bir eğlence bu.
Geçen hafta Münih Güvenlik Konferansı için Avrupa'ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Avrupa'nın ABD'nin vassalı olmasını istemiyoruz, ortağınız olmak istiyoruz" dedi.
Türkçe haberlerde 'vassal' köle olarak çevrildi.
Vassal "feodal beye bağlı, tabi" anlamında kullanılan ama Latince "vassallus/hizmetkar, uşak" sözcüğünden gelir.
Köle demediyse de bir onu demedi o kadar.
Avrupa liderleri kızdı, köpürdü, "Koskoca Avrupa'yız, değerlerimiz var, bize kendi politikalarınızı dayatamazsınız" diye 'varlığını ve değerini' haykırmak için kıvrandılar.
Rubio umursamadı.
Brüksel'in AB yanlısı bulmadığı ve devirmeye çabaladığı Macaristan ve Slovakya'nın liderlerini ziyaret ederek 'yeniden seçilmeleri' için destek verdi.
AB liderleri yine kızdı, "Bu ziyaretler seçimlere müdahale anlamına gelir" diye tepki gösterdiler.
Geçen yıl aralık başında, ABD'nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi de AB'yi ayağa kaldırmıştı.
Belgede ABD, AB'yi "siyasi özgürlüğü ve egemenliği baltalamak, ifade özgürlüğünü sansürlemek, muhalefeti baskı altına almakla" suçluyor ve "Avrupa'nın bu gidişatına karşı muhalefeti destekleyeceğini" açıklıyordu.
AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, "Avrupa siyasetine müdahale tehdidini kabul edemeyiz. ABD, Avrupa vatandaşlarının hangi siyasi partilerin iyi, hangilerinin kötü olduğuna karar veremez, kendi ifade özgürlüğü vizyonunu Avrupa'ya dayatamaz. Müttefiksek, müttefik gibi davranmalı" diye kıvranmıştı.
Almanya Dışişleri Bakanı Johan Wadephul köpürmüştü, "Hiç kimsenin tavsiyesine ihtiyacımız yok" diye. Hükümet, ABD eleştirilerini "ideolojik saldırı" olarak nitelemişti.
Esasen AB liderleri birçok konuda 'Trump Amerikası'nın eleştirilerine karşı tepkisinde haklı.
'Kıvranması' da haklılığını kabul ettiremediğinden...
Haklılık, hoyratça kullanılan 'yaptırım gücü' karşısında işe yaramıyor.
Bir de şu var;
AB, ABD'ye tepki gösterdiği şeyleri kendisi de yapıyor. AB de, üye ülkelerde 'AB yanlısı partiler' lehine seçimlere müdahale ediyor.
Avrupalılar hem kendi yaptıklarıyla sınanmaktan hem çaresizlikten kıvranıyor.
ABD de, Rusya, Çin ve İran'la birlikte son seçimde İngiltere'yi de "Başkanlık seçimlerine müdahale etmekle" suçlamıştı.
Kendisi masum muydu
Hayır.
Tarihçi Dov Levin'in 2020'de yayınlanan "Meddling in the Ballot Box/Oy Sandığına Burnunu Sokmak" adlı kitabında, ABD'nin yabancı ülkelere yönelik 81 seçim müdahalesinde bulunduğunu yazdı. İkinci sırayı 36 müdahale ile SSCB/Rusya alıyor.
Türkiye'de yakın zamana kadar yaşadıklarımıza bakınca, ABD-Avrupa kavgasını, birbirlerine muamelelerini ve tepkilerini ibretle izliyoruz.Pentagon'un anti-emperyalist güçleri!
Suriye devletinin, ülkesinde feshedilen PKK uzantısı YPG/SDG'nin ayrılıkçı gündemi ortadan kaldırıldı, ABD Suriye'den çekiliyor, üslerini Suriye Devleti'ne bırakıyor.
Türkiye'deki 'sol' yayınlarda büyük öfke var.
Ama nedense ABD'den çok Suriye yönetimini suçluyorlar!
"Yeni Suriye yönetimine emperyalist güçler yol verdi, ABD-İsrail güdümlü, petrol ve gaz kaynaklarını ABD şirketlerine açacaklar..."
Bu 'suçlamaları' okuyanlar, Suriye'de ülkenin en büyük enerji kaynaklarının bulunduğu kuzey ve doğu bölgesini 13 yıla yakın elinde tutan SDG'nin 'anti emperyalist' bir savaş verdiğini düşünüyorlar.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) bütçesinden SDG'ye 'maaş' dahil yapılan ödemeler 'anti-emperyalist' mücadelenin boyutunu ortaya koyuyor!
2022: 177 milyon dolar.
2023: 183 milyon dolar.
2024:156 milyon dolar.
2025: 147,9 milyon dolar.
2026: 130 milyon dolar.
Toplam 794 milyon dolar. 2014'ten itibaren alırsanız 1 milyar doları hayli aşıyor.
Kuzey Irak'ta Barzani'lerin Rudaw haber sitesine göre bu para silah, maaş, eğitim ve ekipman desteği için kullanılıyor.
ABD'ye petrol satışını, CENTCOM komutanlarıyla sarmaş dolaş görüntülere girmeye gerek yok.
Hem bunlara rağmen kitlelerini aldatıyorlar hem de bunda tutarlı da değiller!