Kosova Yüksek Mahkemesi'nin, üniversite öncesi eğitimde başörtüsünü yasaklayan düzenlemeyi onaması Balkanlar'dan yansıyan herhangi bir haber değil.
Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, genç kızların eğitim hakkını doğrudan ilgilendiren bir kararın hukuki meşruiyet kisvesi altında uygulanmaya başlaması, bölgedeki demokratik standartlar açısından ciddi tartışma konusu oluşturuyor.
Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Bakanlığı'nın kılık kıyafet yönetmeliği çerçevesinde dini saikle takılan başörtüsünü "kamu kurumlarında yasak kapsamına" alması, mahkemenin bu uygulamayı yerinde bularak itirazı reddetmesi ile daha da sertleşmiş görünüyor.
Son dört yılda başörtüsü taktığı gerekçesiyle okuldan uzaklaştırılan gençlerin şikayetleri zaten bu ortamda tecrübe edilen fiilî ayrımcılığın göstergesiydi.
Bugün ise artık hukuki bir duvar daha örüldü.
Bu manzara tanıdık.
Türkiye, yakın tarihimizin en travmatik dönemlerinden biri olan 28 Şubat sürecini hafızasında hâlâ taze tutuyor.
O yıllarda üniversite kapılarında yaşanan sahneler, Merve Kavakçı'ya TBMM'de reva görülen muamele, eğitim hakkı uğruna okul kapılarında bekleyen genç kadınlar, kimlik dayatmalarının demokratik toplumlara neler kaybettirdiğini açık şekilde gösteriyordu.
Hukukun araçsallaştırıldığı, kamusal alan teorisi üzerinden özgürlüklerin budandığı bir atmosfer, yalnızca kadınların kıyafet tercihine değil, toplumun siyasal olgunluğuna da zarar vermişti.
Bugün Kosova'da "dini üniforma" gerekçesiyle getirilen yasak, bu deneyimi hatırlatıyor.
Devletin laiklik ilkesini yorumlama biçimi yine tartışmanın merkezinde.
Laiklik, demokratik ülkelerde inanç özgürlüğünü güvence altına almakla tanımlanır.
Bireyin dini kimliğini görünür kılmasına engel olmak değil, inanç tercihleri sebebiyle baskı görmemesini sağlamak anlamına gelir.

4