ABD ve İsrail'in İran Minab'daki okul saldırısında 168 masum kız çocuğu katledildi.
Batı sokaklara dökülürken, İslam dünyasının suskunluğu utanç verici.
Kalemlerin, boya fırçalarının ve masum hayallerin üzerine kapkara, genzi yakan bir duman çöküyor.
İran'ın güneyindeki Minab kasabasında bulunan Şahare Tayyebeh kız okulu, 28 Şubat sabahı Siyonist İsrail ve onun en büyük hamisi Amerika'nın güdümlü füzeleriyle yerle bir edildi.
O beton yığınlarının ve demir filizlerinin altında sadece sıradan bir bina değil; yaşları 7 ile 12 arasında değişen tam 168 masum kız çocuğunun körpe bedenleri ve yarınları kaldı.
Olay yerinden sızan ve ancak kalbi taşlaşmamış olanların bakabileceği görüntüler, vahşetin boyutunu gözler önüne seriyor.
Oyun parkının kalıntıları, kırmızı plastik bir kaydırak, paramparça olmuş perdeler...
Devrilmiş bir kitaplığın hemen yanı başında, patlamanın ve ölümün tozuna bulanmış pembe plastik sandaletler düzgünce duruyor.
Şoka girmiş, yüreği yanmış bir baba, moloz yığınları arasında kana bulanmış ders kitaplarını sallayarak, "Bunlar asker değil! Burası okuldu ve onlar derse gelmişlerdi!" diye feryat ediyor.
Bir başka köşede, yeşil elbiseli bir kız çocuğunun bedeni, siyah bir ceset torbasına yerleştiriliyor.
Küfrün tek millet olduğunu bizlere her fırsatta kanıtlayan ABD-İsrail şer ittifakı, gözlerini kırpmadan, utanmadan "askeri hedef" yalanının arkasına sığınarak sivilleri katletti.
Sözde medeni dünyanın "insan hakları" havarisi olan ABD yetkilileri, "kasten okulu hedef almayız, araştırıyoruz" diyerek tüm dünyanın aklıyla, insanlığın vicdanıyla alay ediyor.
Oysa uydudan baksalar okulu, bahçesini ve duvarlarındaki o renkli çocuk resimlerini apaçık görebilirlerdi.
Fakat bu kan donduran tablo karşısında asıl kahreden, yürekleri asıl paramparça eden şey, ne bombaların yıkıcı şiddeti ne de katillerin o tanıdık pişkinliğidir.
Asıl trajedi, bu eşi benzeri görülmemiş vahşet karşısında küresel çapta takınılan ikiyüzlü tavırlarda gizlidir.
Bugün başınızı kaldırıp dünyaya bir bakın.
Bizim yıllardır "dinsiz", "Avrupalı", "gayrimüslim" diyerek dudak büktüğümüz, inançsızlıklarıyla kınadığımız o insanlar, ellerinde bayraklar ve pankartlarla başkentlerinin meydanlarını hınca hınç dolduruyorlar.
Londra'da, Paris'te, Washington'da, Madrid'te ve Berlin'de vicdanını kaybetmemiş insanlar sokaklara dökülmüş durumda.
O 168 kız çocuğunun hesabını sormak için avazları çıktığı kadar bağırıyor, polisle çatışıyor, kendi hükümetlerini, ülkelerinin Siyonizm ile olan suç ortaklığını lanetliyorlar.
O "dinsiz" dediklerimiz, insanlığın namusunu yere düşürmemek adına mitingler düzenliyor, üniversite kampüslerini zalimlere dar ediyorlar.
Peki ya biz

10