Küresel eşkıya kan peşinde

Mustafa Ceylan
28.02.2026
41

Dünyanın tescilli terör devleti ABD, İslam coğrafyasını kan gölüne çevirme ve Siyonist rejimin güvenliğini sağlama misyonuna hız kesmeden devam ediyor.

Washington yönetiminin hedef tahtasında uzun süredir olduğu gibi yine İran var; ancak bu kez sahnelenen oyun çok daha sinsi, niyet çok daha karanlık.

Trump yönetimi, Tahran'ı vurmak ve rejim değişikliğiyle bölgeyi tamamen dizayn etmek için ipe un sermeye, işi kasten yokuşa sürmeye devam ediyor.

Kısacası küresel emperyalizm, "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek" niyetinde.

Sürecin başına dönelim...

Neydi bütün bu yaygaranın kopma sebebi

Güya İran'ın nükleer silah üretme ihtimali!

Fakat Amerikan basınına sızan Cenevre görüşmelerinin perde arkası, maskeleri bir kez daha düşürdü.

Tahran yönetimi, önceki gün masada nükleer silahtan vazgeçtiğini resmen bildirip uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'lardan yüzde 1,5 gibi tamamen zararsız bir seviyeye çekmeyi önerince, ABD'nin asıl yüzü ortaya çıktı.

Washington bu kez utanmazca, "Nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla, tıp veya enerji sanayi için bile kullanamazsın" dayatmasına girişti.

Bununla da yetinmediler; ülkenin savunma bel kemiği olan balistik füze üretiminin de tamamen durdurulmasını istediler.

Bu, bir müzakere şartı değil; bağımsız bir devlete çekilmiş küstahça bir teslimiyet fermanıdır!

Masada ABD adına kimler var

Donald Trump'ın özel elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner.

Özellikle Kushner isminin Siyonist İsrail ile olan organik bağı ve "Yüzyılın Anlaşması" safsatasıyla Filistin'i nasıl peşkeş çekmeye çalıştığı herkesin malumu.

İşte bu isimler aracılığıyla Tahran'a sunulan şartlar, kabul edilmesi imkânsız birer ültimatomdan ibaret.

ABD'nin talepleri öylesine akıl dışı ki:

Fordow, Natanz ve İsfahan'daki üç ana nükleer tesisin derhal imha edilmesi,

Eldeki tüm zenginleştirilmiş uranyumun ABD'ye teslim edilmesi,

Süreli bir anlaşma değil, süresiz ve kalıcı bir boyunduruk sözleşmesi.