Geçtiğimiz hafta hızlı geçti. İran cephesinde sürpriz gelişmeler birbirini kovaladı. 8 Nisan'da ilan edilen ateşkese rağmen tüm taraflar (ABD/İsrail ve İran) saldırılarını sürdürürken, İran tarafında beklenmedik bir gelişme yaşandı. İran İslam Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, doğrudan kendisine yönelik bir saldırı olmaksızın başka bir ülkeyi hedef aldı. İsrail'in bu kez İran'ı değil, Beyrut'u, yani Lübnan'ı hedef almasına misilleme olarak İran, İsrail'e saldırdı.
Bu saldırı bir yandan İran'ın caydırıcılık stratejisindeki ve mantığındaki dönüşümü gözler önüne seriyor, bir yandan da İran'ın savaş sahasını Lübnan'a genişlettiğini gösteriyordu. Elbette Hizbullah, İran-İsrail savaşının başlamasından itibaren İran adına -ya da İran için- devreye girmiş ve İsrail'e saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Ancak İsrail'in, Hizbullah'a saldırmasının ardından İran'ın, İsrail'i hedef alması tarihte bir ilkti. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın öldürülmesinin ardından da İran, İsrail'e saldırmıştı ancak Nasrallah ile birlikte İran'ın kendi komutanlarından Abbas Nilfuruşan'ın da hayatını kaybetmesi sebebiyle gerçekleşmişti o misilleme saldırısı. Bu kez ise Beyrut saldırılarıyla doğrudan İran kayıpları arasında bir ilişki yoktu.
Bu süreç, İran içindeki güç değişimine paralel okunması gereken bir gelişme. Zira İran'da iktidarın yeni sahipleri, eski caydırıcılık mantığından -yani sembolik saldırılardan, arkası gelmeyen tehditlerden ya da kendisine yapılan saldırılara aynı seviyede karşılık verme yaklaşımından- uzaklaşmış durumdalar. Bu yeni caydırıcılık mantığında İran; önceden saldıran, ön alan, ön şart belirleyen, sahanın kurallarını dikte etmeye çalışan, uzlaşmaz ve sert bir aktör olarak temayüz ediyor. Literatürdeki karşılığıyla söylersek, Tahran giderek "ön alıcı caydırıcılık" (preemptive deterrence) zeminine kayıyor. Caydırıcılığı artık karşı tarafın hamlesine verilen cevapta değil, saha dengelerini baştan şekillendiren ve karşı tarafın cevabını belirlemeye çalışan inisiyatifte arıyor. Tekrar söylemek gerekirse, buna zemin hazırlayan gelişme, İran'da iktidarın Devrim Muhafızları komutanları tarafından devralınması ve Cumhurbaşkanı gibi seçilmiş siyasi otoritelerin karar alma süreçlerinde bir kenara itilmesidir.
Yeni tablo karşısında ABD ve İsrail, bundan sonraki adımlarını yeniden ayarlamak zorunda kalacak. Eski formül olan, İran'ı vururuz, ardından müzakere masasında oyalarız, sonra tekrar vururuz, artık geçerli değil. Zira İran, caydırıcılık iddiasını sahada somut adımlarla desteklemeye başladı. Ve İsrail en ufak bir karşılık verdiğinde, İran daha ciddi karşılıklar vermek için beklemiyor. Bu yeni denklemin en kritik halkalarından biri de Husiler. İran'ın İsrail'e saldırılarının ardından Husiler de İsrail'e saldırdıklarını ve Hayfa'yı vurduklarını öne sürdüler. Aynı zamanda Kızıldeniz'de deniz trafiğini durdurduklarını ve Bab'ül Mendeb'i "düşman gemilerine kapattıklarını" ilan ettiler. Bu ifadenin tam lafzı çok da önemli değildi. Zira bu aşamada düşman olmayan gemiler dahi buradan geçme riskini göze alamaz. Yani deniz trafiği sarsılmış durumda oluyordu. Bu da Hürmüz'deki sorun henüz çözülmeden, yeni bir boğazın küresel ticareti sarsmak üzere olduğu anlamına geliyordu. Yani mevcut Hürmüz krizinin üzerine bir kriz daha.
Dahası, İran'ın Hizbullah'ı korumak için İsrail'i vurması, bölgesel müttefiklerine güven veren bir gelişme olarak kayıtlara geçti. Lübnan, Irak, Yemen ve diğer bölgelerdeki İran'a yakın milis gruplarının, İran'ın askeri gündemine eklemlenirken yaşadıkları ve yaşayacakları kendi örgütsel varoluş kaygıları bir nebze azaltılmış oldu. Böylece İran, yalnızca kendi askeri gücüne değil, bütün bir bölgesel milis ağına dayanan bir caydırıcılık kapasitesi sergiliyor.
Anlaşmaya Doğru mu
Tüm bu gerilim sarmalı içinde, son günlerde olaylar baş döndürücü bir hızla gelişti. 9 Haziran'da Trump, Hürmüz üzerinde düşürülen ABD helikopterini sebep göstererek İran'a sınırlı bir saldırı düzenledi. Bu saldırıyı, 10 Haziran gecesi İran'ın Hürmüz kıyısındaki askeri tesislerine, erken uyarı sistemlerine ve donanma unsurlarına yönelik saldırılar izledi. Trump, 11 Haziran akşamında da İran'a karşı yoğun saldırılar gerçekleştireceklerini açıkladı. İran'ın petrollerine el koyacağını, hatta yakın zamanda Hark Adası'nın da kontrolünü ele geçireceklerini söyledi. Ancak daha sonra sosyal medyadan paylaştığı başka bir mesajda, saldırıları iptal ettiğini ve bu kararı bölge ülkelerinin arabuluculuğuyla aldığını duyurdu. Asıl önemli mesajı ise, İran ile anlaşmanın eli kulağında olduğunu ve hafta sonu imzaların atılacağını açıklamasıydı.

5