Hürmüz Denkleminde Pekin Faktörü ve Savaşın Geleceği

Başkan Trump'ın 14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirdiği Çin gezisi, İran konusunda açık ve somut bir çıktı sağlamadı. Trump'ın kendi beyanları, Hürmüz ve nükleer konularında Şi Cinping'in Beyaz Saray'a yakın bir noktada durduğunu işaret etse de Çin resmi kaynaklarından bu iddiayı doğrulayan bir açıklama gelmedi. Trump, Çin'in İran'a askeri yardım yapmayacağı konuşunda anlaştıklarını söylese de istihbarat ve uydu görüntüleme desteği bu kapsamda değerlendirilebilir mi sorusunun cevabı belirsiz ve tartışmalı. Ancak tartışmalı olmayan bir husus, Çin'in de tıpkı İran dışındaki diğer tüm ülkeler gibi Hürmüz'deki tek taraflı İran kontrolünden rahatsız olduğu. Çin Dışişleri Bakanlığı, bu hususu dile getirdiler. Ancak İran'a karşı ABD/İsrail savaşında Tahran'ın egemenlik haklarını desteklediklerine dair bir söylemin içerisinde dikkatlice formüle edilmiş cümlelerle.

Çin Neden Hürmüz'ün Kapatılmasından Rahatsız

İlk bakışta, Çin'e petrol sevk eden tankerlerin Hürmüz Boğazı'ndan geçmeye devam etmeleri Pekin yönetiminin cari durumdan memnun olduğunu düşündürebilir. Ancak resme dikkatli bakıldığında ortaya çıkan tablo, orta ve uzun vadede Çin çıkarlarının da Hürmüz'e sıkıştığını göstermektedir. Evvela Çin tankerleri, savaşın ilk zamanlarında diğer tankerler gibi Hürmüz'e sıkışıp kaldılar. Bu durum petrol ve Çin'e ulaştırılması gereken diğer sektörlerdeki emtiaların transferini aksatarak Çin için istenmeyen bir durum oluşturdu. Dolayısıyla sıcak çatışma ortamında yeniden aynı durumun yaşanması söz konusu.

İlk günlerin sonrasında Çin'e yönelen tankerler İran onayından geçse bile Trump'ın uygulamaya koyduğu ablukadan da geçmeleri gerekti. Trump, küresel petrol fiyatlarında olabildiğince stabiliteyi korumak adına bu tankerlerin geçişine ses çıkarmadı. Ancak bu kurumsallaşmış bir sistem değil. Zamana bağlı pazarlıklara ve anlık kararlara dayanıyor. Dolayısıyla istikrarlı ve öngörülebilir değil. Trump'ın her an fikir değiştirebileceği de hesaba katılmalı. Yani, İran ve ABD'nin Çin tankerlerinin geçişi üzerindeki uzlaşmalarının da bir son kullanma tarihi var. Çin'e sağlanan imtiyaz, yapısal bir garanti değil; sadece politik bir jest kategorisinde değerlendirilebilir.

Diğer taraftan Çin'e petrol sadece İran'dan gitmiyor. Suudi Arabistan da Çin'e petrol satan ülkelerden biri ve Hürmüz'ün kapalı kalması sebebiyle alternatif rotalara (Doğu-Batı Boru Hattı) yönelmek durumunda kaldı. Şimdilik Yanbu'ya ulaşan petrol Kızıldeniz üzerinden Babülmendeb'den çıkış yaparak Çin'e gidiyor. Dolayısıyla Hürmüz'ün baypas edilmesi ek maliyetler yaratıyor. Babülmendeb'in durumunun da savaşın gidişatına göre belirlenecek olması, bir başka kırılganlık unsuru. Bu durum da savaş öncesi döneme kıyasla gönderilen petrol miktarında düşüşe sebep oldu.

İran son günlerde Fars Körfezi Boğaz Otoritesi adında bir kurum ihdas ettiğini ve Hürmüz'den geçişlerin bu kurum ile koordineli olarak yapılabileceğini ilan etti. İran, her ne kadar fiili durumu normalleştirmeye ve yeni Hürmüz'ün yeni statüsü olarak kabul ettirmeye çalışsa da kendisi dışında bu talebi dile getiren hiçbir ülke bulunmuyor. Umman da bu konuda İran'ın yanında değil. Savaş öncesinde Hürmüz'den 130 civarında gemi geçerken şu anda izin verilen gemi sayısı günlük 10 civarında. Bunların petrol tankeri değil, başka emtia gemileri olduğu ifade ediliyor. Dolayısıyla İran'ın Hürmüz hamlesi, küresel ekonomi için maliyet üretmeye devam ediyor.

Çin'in uzun dönemli Ortadoğu stratejisinde "istikrar" anahtar kelime. İstikrarı bozan her türden çatışma ya da gerginlik, Çin'in istemeyeceği bir tablo yaratıyor. Bu sebeple Çin'in İran'a telkinleri önemli. Eğer ABD-İran, Pakistan'ın arabuluculuğuna rağmen anlaşamıyorlarsa Çin'in devreye girmesi en azından bazı dosya konularında açılım imkanı sunabilir. Çin'in uzun vadeli stratejisi, istikrar odaklı olduğu için önümüzdeki dönemde İran'a yönelik telkinlerinde yoğunlaşma beklenebilir. Elbette bu, İran'ı ABD karşısında zayıflatmayacak bir mantık çerçevesinde olacaktır. Ancak İran'ın Hürmüz'ü savaş sonrası dönemde bir kaldıraç olarak kullanma mantığına sınır koyacağı da doğal olarak beklenebilir.