ABD-İran Gerginliği: Diplomasi mi Savaş mı Galip Gelecek - MUSTAFA CANER

ABD ve İran arasındaki müzakereler 6 Şubat'ta Umman'ın başkenti Muskat'ta başladı. Bu ilk görüşmelerin amacı, müzakere için genel bir çerçeve oluşturmak ve ilk etapta görüşmelerin devamını sağlayacak bir ortak zemin aramaktı. Bunda başarılı olunduğu tarafların beyanlarından anlaşıldı. Görüşme sonrası yapılan açıklamalar, müzakerelerin devam edeceğini gösteriyor.

Ancak bu gelişme, savaş seçeneğinin tamamen devre dışı olduğu anlamına gelmiyor. İki taraf da temkinli açıklamalarına devam ediyor ve savaş senaryolarına yönelik caydırıcılık niyetiyle tehditlerine devam ediyor. Şüphesiz ki askeri düzenlemelerini ve hazırlıklarını müzakere sürecinde yapmaya devam ediyorlar. Özellikle İran, 12 Gün Savaşı öncesinden farklı olarak bu kez savaş ihtimaline fazlasıyla konsantre olmuş durumda. Ülkenin güvenlik yetkilileri, müzakerelerin bir tür "aldatmaca" ya da "tuzak" olabileceği ihtimalini bir an olsun akıllarından çıkarmıyorlar. Zira geçen yıl İran'ın tam da müzakereler ortasında vurulduğu gerçeği, işlerini şansa bırakmalarını engelliyor.

İranlılar bir taraftan Rus ve Çinli yetkililerle içeriği müphem olan temaslarını yoğunlaştırırken bir taraftan da sivil sığınakları dahil savaşın en ince ayrıntılarına değin hazırlık içerisindeler. Protestolarla başlayan güvenlikleştirme trendi ise hız kesmeden devam ediyor. Reformist siyasiler tutuklanıyor ve en ufak bir eleştiriye alan bırakılmadığı izlenimi veriliyor. Devrimin 47. yılı kutlamalarında ise devlet televizyonları geleneksel devrimci tipolojinin dışına çıkarak başı açık kadınların katılımına ve nizamı öven mesajlarına ekranlarda geniş yer verdi. İçeride hiçbir ayrılığın olmadığı resmi öne çıkarılmaya çalışılıyor.

Öte yandan müzakerelerin yönetimi ise sadece Abbas Irakçı ve ekibine bırakılmış değil. Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Moskova, Muskat ve Doha'yı içeren temaslarıyla İran'ın pozisyonunu ABD'ye iletti ve ABD'nin taleplerini de bahsi geçen aracılar üzerinden aldı. İran'da son ve nihai karar mercii Ali Hamaney. Laricani de ona çok yakın bir isim. Yıllardır siyasetin en kritik makamlarında bulunmuş ve İran devletinin karar alma süreçlerinde etkili bir isim.

ABD de zorlayıcı diplomasiye (coercive diplomacy) devam ediyor. Hemen Muskat görüşmelerinin ardından İranlı kişi ve kuruluşlara yeni yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Ayrıca İran ile ticaret yapan ülkelere ek yüzde 25 tarife uygulamasına geçildi. Son olarak ise İran'a karşı kullanmak üzere ikinci uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Körfez'e doğru yola çıktı. Bu gemi, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile birlikte İran'a karşı sopanın havada tutulması görevini ifa edecek.

Türkiye tarafı ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan nezdinde barış girişimlerine devam ediyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a isimlerini zikrederek devrimin 47. yıldönümü kutlamalarında teşekkür etti. Resmen arabulucu olmasa da fiilen tarafları yatıştırmak ve uzlaştırmak adına Türkiye'nin girişimleri devam ediyor. Bakan Fidan, en son Financial Times'a verdiği röportajda müzakere konularının nükleer mesele ile sınırlandırılması telkinini tekrarladı. İki tarafın da birtakım tavizlere hazır olduğunu ifade etti.

Ancak Fidan'ın bir diğer uyarısı oldukça önemli. Dışişleri Bakanı, 2015 yılındaki anlaşmanın bölge ülkelerini sürecin dışında bıraktığını ve bunun bir hata olduğunu ifade etti. Zira İran ile yapılacak bir anlaşma ya da savaş, bölgeyi doğrudan alakadar ediyor. Geçtiğimiz yıllarda bölge bunu acı bir şekilde tecrübe etti ve üstelik nükleer anlaşma oldukça kısa ömürlü kalarak İran'ın nükleer meselesine kapsamlı ve sürdürülebilir bir çözüm sunamadı.