Münih meydan savaşı!

62. Münih Güvenlik Konferansı bu yıl sözcüğün tam anlamıyla "güvensizlik" konferansına dönüştü!

Avrupa kendini koruma derdine düşerken ABD'nin inişli çıkışlı dayatmaları Münih'te de hissedildi.

19 yıl önce Şubat 2007'de bir grup gazeteci arkadaşla dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'la Münih Barış Konferansı'na gitmiştik. Konferansta en dikkat çekici konuşmayı Rusya Devlet Başlanı Putin yapmıştı.

ABD ve Avrupa Birliği (AB), 1991'de Sovyetler Birliği'nin çökmesinin ardından Doğu Avrupa'ya çökmüştü. Bu ülkeleri ABD NATO'ya alarak, AB tam üye yaparak adım adım kendine çekmişti. Bundan sonrası "kolaydı"! Yeni bir güvenlik mimarisi zamanla kurulurdu.

Genel kabul sırasında ayaküstü elini sıktığımız Putin, yaptığı konuşmayla Avrupa'nın canını sıkmıştı. Putin, tek kutuplu dünya arayışının hayal olduğunu vurgulamış, Rusya'yı dışlayan arayışların sonuçsuz kalacağını kendine has özgüvenle hissettirmişti. Konuşmasının başında, "Hoş ve boş diplomatik konuşma yapmayacağım. Cilasız konuşacağım. Dilerim başkan kırmızı ışık yakmaz" diyerek ortamı gülümsetmiş ve germişti.

Putin'in ağzından üç başlık çıkardığımızı anımsıyorum:

- Rusya ikincil rol kabul etmez!

- NATO'yu genişletmeye kalkmayın!

- ok kutuplu dünya gelecek için tek çıkar yoldur!

***

19 yıl öncesinden bugüne bakınca son 35 yıl heba edilmekle kalmamış, son Münih konferansının diliyle "yıkım süreci"ne girilmiş.

1990'lı yılların ortasından 2000'li yılların başına dek Rusya, NATO katında kabul gören bir ülke olarak değerlendirilmişti. Rusya ile NATO, "Barış için ortaklık" başlığıyla yakınlaşmaya başlamıştı. Putin'in 2007 Münih konuşması bütün o iyimser havanın dağılmakta olduğunun işaretiydi.

Bugün AB, Rusya tehdidi ile ABD ablukası arasında sıkışmış durumda, çıkış arıyor.

in'le ne yapabileceğini sorguluyor...

Rusya'yla Ukrayna savaşı sürecinde gemileri yaktığını görüyor...

ABD'yi kafasında net bir yere oturtamıyor...

Bulanıklık şurada:

Trump'ın bu densiz tutumu kişisel davranışı mı, gerideki vahşi aklın sözcülüğünü mü yapıyor

Yanıt hangisi olursa olsun, AB yeni bir adım atmak gerektiğini görüyor!

Gerek günlük yaşamda gerekse uluslararası ilişkilerde en gereksiz sözcük şudur:

Keşke!

Keşke, AB 1990'larda biten Soğuk Savaş sonrasında stratejik bir akla sahip olsaydı!

Keşke, ABD hemen kendisini öne çıkarıp 21. yüzyıla "Yeni Amerikan Yüzyılı" demeye kalkmasaydı...