Montella bilmez, ama Türk vatandaşlığı için başvurduğuna göre öğrenmeli: "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye..."
Övünme ile dövünmenin bir arada yaşandığı bir karşılaşma oldu Los Angeles'taki ABD maçı... Dünya Kupası'na "bay bay" derken, bu müsabakadaki azme de "hay hay" dendi hep bir ağızdan...
Eeee sonra... Şimdi geldik UEFA Uluslar A Ligi'ne...
Yani Avrupa'nın milli takımlar açısından Şampiyonlar Ligi... Bilmeyenlere ya da unutanlara hatırlatalım, Türkiye'nin grubunda hangi takımlar olduğunu...
Fransa... Hani bizim elendiğimiz turnuvada, en büyük favoriler arasında gösterilen Fransa... Bizim bir klasik santrfor bulmakta zorlandığımız yerde, forvetlerinde Mbappe, Dembele, Olise, Doue gibi yıldızların yer aldığı, Thuram ve Mateta gibi isimlerin fırsat bile bulamadığı Fransa...
Üstelik, A Ligi'ndeki ilk maçımız 25 Eylül'de Fransa ile... Adamlar belki de Dünya Şampiyonu apoletiyle gelecek ama bize ne! ABD galibiyeti bilmiyorum özür dileme adına ne kadar geçerli oldu; ancak bu Fransa karşılaşması, tam da özür dilemenin Fransızcası...
Diğeri Belçika... Hani önceki akşam Senegal karşısında 2-0 geriye düşüp, penaltılara götürmeden 3-2 ile işi bitiren Belçika... Bilmiyorum kaç kişi, Türkiye'nin birkaç ay sonra rakibi olacak takım gözüyle izledi onları Fakat adamlar keçi gibi inatçı, bir o kadar inançlı...
Hani Türkiye adına birlik-beraberlikten bahsederiz ya, adamların ulusal marşı bile üç dilde okunuyor: Fransızca, Felemenkçe, Almanca... Yani farklı kimliklerin bir arada vücut bulmuş hali... Ama hepsinin kalbi aynı çarpıyor. Futbolun ruh bulmuş hali... Onlarla ilk, gruptaki üçüncü maçımız 2 Ekim'de deplasmanda...
Diğeri de İtalya... Hani, Dünya Kupası'na gidemeyen, Teknik Direktör Montella'dan dolayı Türkiye'nin başarılı olması için dua eden İtalya...
Onlar mı daha başarısız, biz mi Bunu gösteren bir başarımetre yok ama istatistiksel açıdan söyleyeyim; İtalya ile 13 maç oynamışız, galibiyet sayısı 0 (sıfır)... "Her şeyin bir ilki vardır" demek istiyoruz; inşallah...

13