Özel - İmamoğlu'nun Kriz Siyaseti - MURAT YILMAZ

Özgür Özel, CHP Genel Başkan seçilmesinden sonra başlattığı normalleşme siyasetini devam ettiremedi, Ekrem İmamoğlu'nun kriz siyasetine teslim oldu. Özellikle 19 Mart 2025'teki İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki Ekrem İmamoğlu yolsuzluk, rüşvet ve irtikap operasyonuyla beraber Özgür Özel ve CHP tamamen bir siyasi türbülansa girdi. Özgür Özel'in son haftalardaki Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın istifa sürecindeki hakaret ve asabiliğinin peşinden yeni Adalet ve İçişleri Bakanlarının yemin törenlerindeki kürsü işgaline yönelik CHP grubunu yönlendirmesi yeni bir eşiği mi temsil ediyor Özgür Özel bu kadar yükselttiği krizi daha ne kadar devam ettirebilir yahut nereye kadar yükseltebilir

CHP'nin kriz siyasetinin aktüel sebeplerinin yanında ideoloji, siyasi kültür ve tarihinden gelen sebepleri de vardır.

CHP çok yönlü, çok katmanlı bir dizi krizle karşı karşıya... Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel kendilerinin sebepleri de içinde bulunduğu bu krizlerin üzerini örtmek için krizlerin sebebinin ve sorumlusunun sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümeti olduğunu iddia ediyor. Bu şekilde krizleri parti dışındaki bir sebebe bağlayarak parti içinde tartışmayı engellemek, partiyi kendi liderliklerinde mobilize etmek ve parti içi muhalefeti susturmak şeklinde belirledikleri siyasi stratejilerini hayata geçirdiler. 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu'na karşı başlayan operasyona karşı başlayan sürekli miting, boykot, siyasi linçle Kemal Kılıçdaroğlu ve Mansur Yavaş hizipleri başta olmak üzere parti içi muhalefeti sindiren Özgür Özel - Ekrem İmamoğlu ikilisinin, krize dayalı bu siyasi stratejiyi bugün de devam ettirme kararında oldukları görülüyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel bu sürekli kriz stratejisi içinde giderek şahsi kontrolünü kaybeden bir performansa savruldu... 19 Mart operasyonu döneminde parti içi kamuoyunun ve hatta genel kamuoyu nispeten anlayışla yaklaştığı kriz stratejisi uzadıkça genel desteğin azaldığı pati içindeki bir kesimi ise iyice militanlaştığı görüldü. CHP Genel Başkanı Özgür Özel açılan bu makası düzenlemek ve azaltmak yerine; CHP'nin yargı davaları, yolsuzluk iddialarının ağırlaşması ve Ekrem İmamoğlu'nun hapishanede giderek sertleşmesi sonucunda giderek militanlaştı. Bu militanlaşma CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i genel kamuoyunda ve parti içinde tartışma konusu haline geliyor.

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın CHP'den istifa süreci CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in militan sertleşmesinin ve meseleleri şahsileştirmesinin bir kötü örneği olarak tarihe geçti. Özgür Özel parti kurulları veya parti makamlarını aşarak sabırsız ve saldırgan bir tavır sergiledi. İstifa edeceği söylenilen Keçiören Belediye Başkanı Özarslan'ı, Özgür Özel defalarca arayarak ve defalarca hakaret ederek krizi yönetemeyen bir genel başkan olarak ortaya çıktı. Ancak burada CHP militan tabanıyla genel kamuoyu arasındaki farkın açıldığı görüldü. Genel kamuoyu ve CHP'nin makul kesimi Özgür Özel'in kendisinin de kabul ettiği hakaretlere mesafeli dururken militan kesimin Özgür Özel'e desteği arttı.

Yeni Adalet ve İçişleri Bakanlarının TBMM'deki yemin törenlerindeki CHP'li bir kısım milletvekilinin kürsü işgali ve kavgaları ise adeta CHP'nin kriz stratejisinin zirveye taşınması oldu. Özellikle yeni Adalet Bakanı 19 Mart yolsuzluk soruşturmasını başlatan ve iddianameyi hazırlayan Başsavcı Akın Gürlek'e yönelik saldırgan tavır, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in talimatıyla gerçekleşti. Özgür Özel2in ve Ekrem İmamoğlu'nun açık talimatına rağmen CHP grubunun bu saldırıya tamamen katılmaması, CHP'deki militanlaşma ve Özel-İmamoğlu ikilisine karşı koyulan mesafeyi de gün yüzüne çıkardı. CHP'de İmamoğlu odaklı militanlaşma ile bu militanlaşma dışında partinin genel menfaatini düşünen kesimler arasında bir ayrışma yaşanıyor. CHP ve sol kriz politikasını Ekrem İmamoğlu dışında Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan ayındaki okul programlarına karşı laiklik temelinde ideolojik bir zemine taşımaya çalıştığı görülüyor.

CHP'nin kriz politikasının tarihi, ideolojik ve siyasi kültür köklerinde ne var

CHP, asker-sivil bürokrasi ve onunla eklemlenmiş zümrelerin partisi olduğu için normal bir rejimde, bürokrasinin gücünün azalacağını bildiğinden daimi bir kriz halini ontolojik olarak istemektedir. Bu daimi kriz hali, bürokrasinin sistem içindeki ağırlığını arttırması ve rejimin beka korkusunu uyandırması beklenmektedir. Böylece CHP, bürokrasinin rejim içindeki hiyerarşide konumunu yükselterek, muktedir olma pozisyonuna yükselmeyi amaçlamaktadır. CHP'nin kuruluşundan hemen sonra, program yerine beyan ettiği Dokuz Umde'den birinin memurların korunmasına dair olması bu bakımdan fevkalade dikkat çekicidir.

CHP'nin kriz politikasının ardındaki ikinci temel sebep ise, parti içi muhalifleri ve parti dışında yeni bir sol parti yaratmaya çalışanları, dış tehditle korkutarak CHP şemsiyesi altında toplanmaya mecbur etmektir. CHP bu amaçla laiklik ekseninde bir kutuplaşmayı özellikle arzu etmektedir. Çünkü, parti içi ve dışındaki sol çevrelerde, laiklik her şeyin önünde gelmektedir. CHP, bu hassasiyeti çok iyi kullanmaktadır. CHP'de Ekrem İmamoğlu - Özgür Özel ikilisine karşı Kemal Kılıçdaroğlu hizbinin harekete geçmesi ve Mansur Yavaş'ın milliyetçi partilerle ilişkisi yeniden bu argümanı kullanışlı hale getirebilir...

CHP ve solda, meselenin Bülent Ecevit, Deniz Baykal veya Ekrem İmamoğlu gibi bir şahıs ve lider meselesi olmadığı artık net bir şekilde anlaşılıyor. Mesele, liderleri aşan CHP zihniyeti, ideolojisi, tarihi ve kadrosundan kaynaklanıyor. Ecevit ve Baykal daha 1970'lerde, CHP'nin bu meselelerini kendileri tahlil ve teşhis ediyorlardı. 1970'lerin CHP'sine "Özgür İnsan"ı öneren aynı isimli derginin Temmuz 1972 tarihli nüshasında siyaset bilimi doçenti Deniz Baykal "Bürokratik Devrimciliğin Çıkmazı" adlı yazısında, CHP'nin bugünkü çıkmazının kökeni de ortaya koyuyor:

"Yeni Türkiye'yi biçimlendirenler, yürütenler hep başkaları. İlerici aydınlar da başarısız denemelerin onları getirdiği noktada tehlikeli bir karamsarlığın ve umutsuzluğun eşiğinde. Yanıltıcı toplumsal çözümlemelerin ve sonuç vermeyen, umut kırıcı siyasal girişimlerin temelinde çoğu zaman, gerçeklik değerini yitirmiş kavramlarla düşünme ya da eylem yapma yanlışı vardır. Bu açıdan gözden geçirilmesi gereken ilk nokta, zihnimizdeki Türkiye tablosu ile gerçek Türkiye arasındaki ilişkidir. Acaba, devrimci düşüncenin Türkiye varsayımı ile günümüzün Türkiye gerçeği birbirini tutuyor mu Bürokratik devrimci düşünceye yön veren Türkiye anlayışı, bugünden çok l930'ların Türkiye gerçeğinden esinlenmiştir"