Dünya alt üst olurken haliyle kamuoyunun odak noktası, yurt dışındaki olaylar ve bilhassa İran Savaşı oluyor... İran'da, bölgemizde ve neticede dünyada yaşanan jeopolitik depremler dikkatimizi dış politikaya yoğunlaştırsa da bir süre sonra Türkiye'deki muhalefetin, siyasi partilerin ve bilhassa CHP'nin dünyadaki bu jeopolitik depreme ilişkin yorumlarına bakmak ihtiyacı hasıl oluyor. Dönüp baktığınızda memleket namına gerçekten endişeye kapılıyorsunuz... Çünkü muhalefet ve bilhassa CHP, jeopolitik deprem ve dış politika konusunda neredeyse hiçbir şey söylemiyor. Bazı CHP sözcülerinin demeçleri ise keşke onlar da hiç konuşmasa denilecek türden... CHP soğuk savaş şartlarının radikal Batıcı ve Avrupacı katı doktrini etrafında politika değil, refleksler veriyor ve arada bir Mustafa Kemal Paşadan bazı vecizeler söyleyerek CHP'nin tabanını ve milli kamuoyunu teskin ettiğini zannediyor. Avrupa Birliği'nin ve iktidardaki Avrupa solunun kendisine vereceği destek ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a koyacağı sert tavırla CHP'nin siyaset üretme eksiğinin ortadan kalkacağını, Batının Türkiye'ye baskısıyla yolsuzluk davalarının düşeceğini ve CHP'deki yozlaşma iddialarının üzerine ideolojik bir şal örtüleceği umudu içinde bir yönsüzlük yaşıyor...
CHP parti tabanı ve hatta teşkilatı CHP'de yolsuzluk ve yozlaşma haberlerinden bunalmış durumda... Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel ikilisinin ideolojik illüzyonu etkisini kaybettikçe, Ekrem İmamoğlu davalarına karşı mitinglerle motive edilen CHP tabanı ve teşkilatı moral olarak çöktü. İmamoğlu'na destek fevkalade düşmüş halde. CHP'de belediyelerindeki yolsuzluk ve yozlaşmanın Ekrem İmamoğlu dışında İzmir'den Antalya'ya, Uşak'tan Bolu'ya ve sayılamayacak kadar çok ilçe belediyesine yayıldığı görülüyor...
Bunların dışında CHP içindeki hizipler arasındaki anlaşmazlık Kurultay ve mutlak butlan davalarıyla bir kan davasına dönüşmüş durumda... Kemal Kılıçdaroğlu'na mezhebinden başlayarak yapılan ağır hakaretler diyalog ve hatta selamlaşma imkânını dahi ortadan kaldırmış durumda... Bu davaları kazanan tarafın, kaybeden tarafa partide yaşama hakkı tanımayacağı ve kaybeden tarafın da CHP dışında bir başka siyasi parti kurarak mücadeleye devam etme kararı aldığı taraflara yakın gazeteciler marifetiyle açıkça yazılıp çiziliyor.
Diğer taraftan CHP'deki parti içi iktidar bloğunda bir çatlama olduğu da artık saklanamaz hale gelmiş durumda. Yolsuzluktan yargılanan ve artık cumhurbaşkanı adayı olma umudunu kaybeden Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanlığına getirdiği Özgür Özel'in performansından memnun değil ve Özgür Özel'e güvenini kaybetmiş durumda... İmamoğlu, kendisinin yerine bir hanımın cumhurbaşkanı adayı olacağından bahsederek Özgür Özel ile beraber CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ı da aday potasından çıkarmayı hedeflediği söyleniyor.
Öte taraftan Özgür Özel artık Ekrem İmamoğlu'nun baskılarını, CHP'de artan iç mücadeleyi, yolsuzluk ve yozlaşma tartışmalarını yönetemeyecek kadar dağılmış durumda. Yolsuzluk ve yozlaşma iddialarının Özgür Özel'in yakın çevresini ve hatta kendisini de içine alacak şekilde genişlemesi, CHP genel merkezini ve CHP genel başkanını stratejik bir felç noktasına getirmiş durumda... CHP ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in CHP'deki krizi yönetmek bir yana, travmatik savrulmalar, yönsüzlükler ve odaklanma problemi içinde bunaldığı görülüyor...
CHP içindeki hizipler mücadelesi artık parti içinden taşmış, CHP medyasını ve CHP aydınlarını da içine almış bir hortuma dönüşmüş durumda. CHP medyası Halk TV, Sözcü TV, Cumhuriyet gazetesinde yaşanan istifa, görevden alma ve el değiştirmeler büyük hortumun işaretleri... Yılmaz Özdil ve Mine Kırıkkanat hadiseleri CHP içindeki iktidar mücadelesinin ideolojik, etnik ve mezhebi plakaları harekete geçirecek düzeyde olduğunu gösteriyor. Tarafların birbirleri hakkında kullandıkları zehirli dilin sadece hizipleri birbirinden uzaklaştırmakla sınırlı kalmayacağı, sıradan CHP seçmenini, CHP'li olmayan muhalif seçmeni ve merkezdeki seçmeni korkuttuğu görülüyor... CHP Genel Başkanı ve CHP genel merkez yöneticileri bu meseleleri çözmeyi bir yana bırakın, basit anlamıyla yönetmeyi dahi başaramıyorlar.
Özgür Özel, Deniz Gezmiş'i anma toplantısından savunma sanayi fuarı SAHA Expo 2026'ya geçebiliyor... Adeta Konur Sokaktaki seyyar satıcıdan Deniz Geçmiş tişörtü aldıktan sonra KAAN uçağının veya Akıncı SİHA'sının maketini alıp masasında sergileyebilecek bir tuhaflık ve tutarsızlık içinde... Özgür Özel, CHP'deki ideolojik yönsüzlük ve krizi yönetmeme halini şahsında temsil ediyor. Özgür Özel pusulasız bir kaptan gibi CHP'yi dışarıdan içeriden gelen her telkin ve teşvikle farklı bir dümen hamlesiyle şaşkına çevirmiş durumda...

2