2023 sonrası ekonomi yönetiminin sınavı

2023 seçimlerinin ardından Mehmet Şimşek'in yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturması, ekonomi politikasında "rasyonelleşme" söylemiyle birlikte önemli bir paradigma değişiminin işareti olarak sunulmuştu.

Ancak aradan geçen yaklaşık üç yıllık süre zarfında ortaya çıkan başarısızlık, bu dönüşümün hem zamanlaması ve hem de maliyeti açısından ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

İlk ve en kritik başlık enflasyon oldu...

Türkiye, seçim öncesi dönemde genişleyici maliye politikaları, düşük faiz ısrarı ve kur korumalı mevduat gibi araçlarla talebi canlı tutarken, bunun birikimli etkisi olarak yüksek ve katılaşmış bir enflasyon sarmalına girdi.

2023 seçimlerinden sonra başlayan Şimşek yönetimiyle birlikte gelirlerin baskılanması, vergi ve faiz artırımları ile kredi daraltıcı önlemler devreye alındı amma ve lakin üç yıl boyunca enflasyon seviyesinde ciddi bir düşüş görülmedi.

Anlaşılan o ki burada temel sorun, enflasyonun sadece parasal değil, aynı zamanda yapısal ve beklenti temelli hale gelmiş olmasıydı. Politika faizi artırılsa da, fiyatlama davranışları ve geçmiş enflasyonun endeksleme etkisi nedeniyle dezenflasyon süreci beklenenden çok ama çok daha yavaş ilerledi.

Döviz kuru cephesinde ise çok daha karmaşık bir denge söz konusu. Seçim öncesinde baskılanan kur, yeni dönemde daha kontrollü bir şekilde yukarı yönlü hareket etti. Bu "yumuşak geçiş" stratejisi, ani şokları önleme açısından rasyonel görünse de, reel olarak Türk lirasının değer kaybı devam etti. Kurun kademeli yükselişi, ihracatçıyı kısa vadede destekler gibi görünse de, ithalata bağımlı üretim yapısı nedeniyle maliyet enflasyonunu da besledi. Dolayısıyla kur artışı, net rekabet avantajı yaratmak yerine maliyetleri zincirleme biçimde yukarı çekti.

Ayrıca daha sonra uygulanan parasal politikalar ile kurların baskılanarak enflasyon oranında artmasına izin verilmemesi Türk Lirasının aşırı değerlenmesine sebep olarak ihracatçıların önünü tıkadı pazar kaybetmelerine yol açtı. Aşırı değerli Türk Lirası ve düşük döviz kurları ithalatçıların ise çok işine yaradı ithalat arttı yerli ve milli üretim gücü baskı altına girdi bu tablo dış ticaret verilerinde de açıkça görülmektedir.

Sonuç olarak Şimşek'in ihracatı artırıp ithalatı düşürerek dış ticaret açığını ve cari açığı kapatma iddiası gerçekleşmedi.

Dış ticaret hadleri (terms of trade) açısından bakıldığında tablo daha da eleştirel bir perspektifi hak ediyor. Türkiye'nin ihraç ettiği malların fiyat artışı, ithal ettiği enerji ve ara mallarındaki fiyat artışının gerisinde kaldı. Bu durum, dış ticaret haddinin Türkiye aleyhine bozulduğu anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, aynı miktarda ihracat yaparak daha az ithalat karşılanabilir hale geldi.

Şimşek yönetiminin temel iddiası, güven inşa ederek dış kaynak girişini artırmak ve böylece makro dengeleri stabilize etmekti. Nitekim portföy yatırımlarında bir miktar artış gözlendi. Ancak bu girişler büyük ölçüde carry trade kapsamında gelen sıcak para niteliğinde kaldı. Doğrudan yabancı yatırımların sınırlı kalması, muhakkak gerçekleşmesi gereken yapısal reformların henüz ikna edici bulunmadığını gösteriyor.