Uluslararası hukuk mu O da ne

ABD askerlerinin Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu yatak odasında bir suçlu gibi derdest edip kendi topraklarına götürmesi sonrasında en çok duyduğumuz şey cümle "uluslararası hukukun öldüğü" oldu. Ekranlarda arz-ı endam eden birçok kişi sözlerine böyle başlıyor: "Dünya artık orman kanunlarıyla yönetiliyor"

Güldürmeyin. Duyan da dünyanın bugüne kadar adına "uluslararası hukuk" denen bir şeyle idare edildiğini sanır.

Gerçek şu ki, kurulduğundan bu yana dünyaya tek bir gün dahi "güçsüzleri koruyan ve tüm ulusları bağlayan bir hukuk" egemen olmadı. Toprağınızı, namusunuzu üzerinde herkesin ittifak ettiği iddia edilen metinlerle değil, silahınızla korursunuz.

Güçlü değilseniz adaleti de sağlayamazsınız. Dünyanın nispeten daha adil olduğu kısa süreli parlak çağları iyi niyetli güzel sözlerle değil, mızrakların gölgesiyle mümkün oldu.

İnsan hakları, eşitlik ve demokrasi mi Onlar son iki yüz yılın en büyük palavrası. Amerikalılar o çok övündükleri ve "insanlık için temel ilkeler" diye pazarladıkları 1776 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi'nden kısa bir süre sonra, üstelik en ehlileştirdikleri Kızılderili kabilelerini katledip sürgün ettiler.

Oysa bugün uluslararası hukukun temel metni diye okutulan ABD Başkanı Jefferson'un hazırladığı bildirgede "Tüm insanlar eşit yaratılmıştır. Yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı Tanrı tarafından verilen temel haklardır" deniliyordu. Öyle görünüyor ki işgal ettikleri kıtanın yerlileri o insan grubuna hiçbir zaman dahil olmadı.

Lahey Sözleşmesi'nden kısa bir süre sonra patlak veren I. Dünya Savaşı'nda milyonlarca insan hunharca öldürüldü. Ülkeler yok oldu. Sırp lider Mladiç, Srebrenika'da Müslüman sivilleri kasaturasıyla doğramadan önce son kadehini Lahey'den gelen BM askerleriyle birlikte içmişti. Vietnam'da çoğu çocuk ve kadın on binlerce sivil ABD askerlerince diri diri yakıldığında Cenevre Sözleşmesi duvarda asılı duruyordu.

1789 Devrimini gerçekleştirerek dünyaya İnsan Hakları Bildirisini armağan eden Fransızlar II. Dünya Savaşı'nın bittiği gün Cezayir'de 45 bin insanı öldürdüler. Ancak yorulduklarında öldürmeyi bıraktılar.