Şam yüzünü nereye dönüyor

Sultan Abdülhamid'in yaptırdığı Hamidiye Çarşısı'nda dükkanlar sabahın bu erken saatlerinde kapalı. 14 yıl süren büyük savaşın ardından tüm Suriye'de olduğu gibi Şam'da da artık sükûnet hakim. Birkaç saat sonra dükkanlar kepenklerini açtığında bu sessizlik birbirine karışan seslere terk edecek yerini. Ümmü Gülsüm'ün, Abdülhalim Hafız'ın, Sabah Fahri'nin şarkıları duyulacak her bir sokaktan.

Aslında her daim cıvıltılıydı bu çarşı. Adeta eski zamanlardan kopup gelmiş gibiydi. Mütebessim yüzler neşenin ardında gizlerdi korkularını. Oysa şimdi tamamen farklı. İnsanların ruhuna işlemiş tedirginlik ve baskıdan eser yok.

Hamidiye'den çıktığınızda sizi Emeviyye'nin kapısı karşılıyor. Durup biraz seyretmek gerek. Hüzünlü ve ince bir ağıt gibi göğe yükseliyor sabah ezanı.

Planını, saflar alabildiğine uzasın ve Mescid-i Nebi'yi hatırlatsın diye dikdörtgen yapılan harimini, o zarif kubbesini, minarelerini, Bizanslı ustalar elinden çıkan mozaiklerini ezbere biliyordum. Fakat yine de heyecanımı engelleyemiyordum. Çünkü bu defa başka.

Tam 63 yıl süren esaretten sonra asıl sahiplerine dönen bir Emeviyye var artık karşımda. Avluya adımı attığımda mutluluk ve heyecanım perçinlenecek sanmıştım.

Oysa neşeyle hüzün birlikte yol aldı. Yüzbinlerce insan bu mihrapların, sütunların özgür olacağı bir Suriye hayaliyle can verdi çünkü. Onlar göremedi bu kutlu günleri.

Yıkılmış şehirler, çamur deryası içinde yüzen çadır kentler, Esat'ın zehirli gazlarından kurtulup soğuktan donarak can veren çocuklar gözlerimin önünden gitmiyor.

Bir an olsun zafer sarhoşluğuna kapılamayacak kadar acı biriktirmişiz yüreğimizde. Bu yüzden hep buruk bir mutluluk düşecek galiba hissemize. Olsun.

Yıllar sonra yapılabilen Uluslararası Kitap Fuarı'nı gözlemlemek için gittiğim Şam'da insanların gözlerinde artık umut olduğunu gördüm. Beş günde 350 bin kişinin bir kitap fuarını gezmek için gelmesi de bunun açık bir göstergesi.

Fuarın dikkat çeken başka bir yanı daha var: Arap dünyasındaki diğer fuarlar bulundukları ülkenin