Kim suçlu

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş saldırılarının kökü fakirlik mi, eğitim eksikliği mi, yoksa toplumsal ahlak erozyonu mu—refah ülkelerindeki benzer olaylar hangi açıklamayı destekliyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, son saldırıların nedeni olarak sorumluluk ve merhamet değerlerinin kaybolduğunu iddia ediyor ve tüm kurumların Hz. Muhammed örneğini merkeze alarak ahlaki yeniden yapılanma yapması gerektiğini savunuyor. Bu çözüm, sadece bireysel erdemden değil, devletin sosyal medyayı yasaklama gibi cesur kararlar almasından geçtiğini düşünüyor. Ancak değer aşınmasını uluslararası ölçekte teşhis ederken, çözüm olarak sunan dini referans, seküler toplumsal uzlaşı alanında ne kadar etkili olabilir?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşadığımız dehşet karşısında şaşkınlık içindeyiz. Herkes birbirini suçluyor. Kimi ebeveynleri, kimi dijital bağımlısı haline gelmiş çocukları, kimi ekonomik şartları, kimi de yeterli güvenlik tedbiri almayan kurumları hedef gösteriyor.

Düne kadar "okulda polisin ne işi var" diye eylem yapan sendikalar şimdi "polis neden yok" diye protesto yapıyorlar. Böylesi bir yangının içinde bile ideolojik takıntısından vazgeçmeyen çevrelerin hedefinde ise Ramazan ayında okullarda etkinlik düzenlediği için Millî Eğitim Bakanlığı var.

"Eğitim bu sorunları çözer" diyenler Kahramanmaraş saldırısını gerçekleştiren kişinin babasının emniyet müdürü annesinin ise öğretmen olması karşısında şimdi ne diyecekler

Sorunun temelinde fakirlik olduğunu iddia edenleri ise ailenin ekonomik durumu yalanlıyor. Zaten bu tarz saldırıların ABD'de başlayıp, dünyanın refah seviyesi en yüksek ülkeleri olan Norveç, Almanya ve Finlandiya'da devam etmesi de meselenin gelir durumuyla doğrudan ilişkili ve tek etken olmadığını gösteriyordu.

İşte tam da burada doğru soru "kim suçlu" olmamalı. "Ne yapmalı" olmalı.

Gerçek şu ki ülkemizi de kavurmaya başlayan bu yangının temel sebebi tüm bünyemizi bir ur gibi saran "bencilliğimiz". Yaşanan ahlaki erozyon küreselleşme sayesinde tüm dünyayı sarsmaya başladı.

Giderek belirginleşen bir değer aşınmasıyla karşı karşıyayız. Bireysel başarı, hızlı zenginleşme ve görünür olma arzusu; sabır, emek ve sorumluluk gibi değerlerin önüne geçtikçe, toplumda daha kırılgan ve kontrolsüz davranışların ortaya çıkması kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenle çözümü tek bir alanda aramak yerine daha bütüncül bir yaklaşım geliştirmek zorundayız.

Buna "dur diyebilmek" için yapmamız gereken ise çok açık: Sanal dünyanın parıltılı ama sahte vitrinlerine karşı, hayatın anlamını, sorumluluğu ve merhameti merkeze alan sahici örnekleri öne çıkarmak zorundayız. Bu noktada, sadece bireysel değil, tarihsel ve toplumsal olarak da güçlü bir referansa ihtiyaç var.

Bu referans zaten bizim için tarihsel olarak bellidir: Tüm insanlığa sadece inanç değil aynı zamanda yaşantısıyla ahlaki bir ölçü sunan