Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Suriye devriminin lideri Ahmet eş-Şara'nın kucaklaşarak başladıkları resmi görüşmeyi Şam'a yukarıdan bakan Kasyun Dağı'nda çay içerek sonlandırmaları uzun yıllar konuşulacak. Çünkü bu dağdan görülenler sadece 61 yıldır Suriye'nin üzerine bir karabasan gibi çöken diktatörlüğün geride bıraktığı enkaz değil, ilmek ilmek dokunarak zaferle taçlanan bir sürecin hikayesi.
Bu öykünün öznesi olan iki taraf gerçekte benzer bir süreci birlikte yaşadı. Türkiye ve Suriye'nin yaşadığı deneyimi birbirinden bağımsız olarak değerlendirenler, 13 yıldır süren savaşın nasıl 13 günde nihayete erdiğini bu yüzden idrak edemiyorlar.
1917 yılına kadar tek bir devlet olan Suriye ve Türkiye, işgali, kurtuluş savaşını, tek parti diktatörlüğünü ve darbeler sürecini paralel şekilde yaşadı. Her iki ülkenin de en büyük sorunu askeri vesayet, güdümlü yargı ve bölücülüktü. Mezhepçilik fitnesi ve ırkçı-bölücü tehdit iki toplumun da en büyük sorunu oldu.
Türkiye 2016'da Batı destekli CIA-FETÖ darbesini püskürtüp vesayet odaklarını birer birer yıkarken, Suriyeli devrimciler de aynı yıl Halep'in düşmesiyle sığındıkları İdlip'de Türkiye'nin desteğiyle toparlanma imkanına kavuştular.
Geçen sekiz yıl boyunca Türkiye bu bağımsızlaşma devriminin bir sonucu olarak Karabağ'dan Libya'ya kadar geniş bir coğrafyada nüfuzunu arttırırken "sahici bir model" inşa etmeyi başardı. Bu model, Suriye'nin özgürleşmiş bölgelerinde bir devlet tecrübesine dönüşürken, benzer etkiyi Somali ve Libya'da da gösterdi.
İslam dünyasının öncelikli probleminin emperyalist işgaller kadar, bu sömürüye çanak tutan "ırkçı ve bağnaz anlayışlar" ile "dinin aşırı yorumundan" kaynaklanan, muhtevayı değil şekli önceleyen ilkel yaklaşımlar olduğunu ağır tecrübeler sonucu anlaşıldı. İşte Kasyun Dağı'ndan Şam'a bakan gözlerin gördüğü hakikat bu.
Bazıları postallarını çıkartıp kravat takan Ahmet eş-Şara'nın yaşadığı bu tecrübeyi bozulma hatta çözülme olarak görebilir. Şimdiden eleştirilerin başladığını da görüyoruz. Oysa İslam'a ve dünyaya şekillerden ibaret bir gözlükle bakanlar tam da bu yüzden bugüne kadar hiçbir meseleyi çözemediler.
Irak'ı işgal eden ABD'ye karşı savaşmış, ülkesinin gençleri diktatöre başkaldırdığında ise

105