İçinde yaşadığımız yüzyıla bakınca büyük bir umutsuzluğa kapılıyoruz. Ülkemizin kuzeyinden güneyine neredeyse her bölgede savaşlar, katliamlar yaşanıyor. Bir acı bitmeden diğeri başlıyor. Irak, Afganistan ve Suriye'de yaşanan büyük acılardan sonra Gazze kötülüğün kol gezdiği, her gün soykırımın yeni çeşitlerinin küçük bedenler üzerinde denendiği bir yere dönüştü. Ukrayna'dan Afrika'ya dünya adeta yangın yeri.
Aslında dünya kurulduğundan beri savaşların olmadığı hiçbir dönem herhalde yoktur. 50 milyon insanın can verdiği II. Dünya Savaşı daha dün yaşandı. Bu savaşın pek çok şahidi hala hayatta. Yani dünya kötülerin egemenliğiyle, iyilerin mücadelesi arasında geçen bir menzil sadece. Ne hayallerimizi süsleyen huzur dolu dönemler kesintisiz asırlar sürdü, ne de zulüm.
Kötülerin karanlığına karşı dimdik durmayı bilen iyiler ise daima var oldu. Onlar küçük gibi görünen işleriyle "büyük hakikati temsil" ettiler. Karanlığın ortasında umudun sesi oldular. Bu yüzden çok değerliler.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı'nın himayesinde yedi yıldır dünyada böylesi güzel işler yapan insanları bulup taltif ediyor. Kimisi 58 yaşındaki Turgut Kılıç gibi Anadolu'nun küçük bir kasabasında ömrünü kuşların karnını doyurmaya adamış bir ayakkabı tamircisi. Kimisi kanser tedavisi görmesine rağmen 6 Şubat depremi olduğunda görev yaptığı Denizli'den vazife verilince koşarak Hatay'a giden Vali Ali Fuat Atik. Öyle ki, depremzedeye hizmetten geri çektirilir korkusuyla hastalığını dahi gizliyor vali bey. Bu insanların bulunup devlet tarafından takdir görmesi, iyiliğin ödüllendirilmesi çok önemli.
Cumhurbaşkanımızın elinden ödül alanlardan İbrahim Taşdemir Hoca ile Selçuk'a gittiğimde tanışmıştım. Görev yaptığı İsa Bey Camii, Türk mimarlığının 14. yüzyıldaki şaheseri olarak biliniyor. Cami, Efes Akropolü'ne yakın olduğu için yabancı turistlerin gözde mekanlarından.
İsa Bey Camii'ne girdiğimde turistlere akıcı bir İngilizce ile yapıyı anlatan orta yaşlı sakallı bir kişi dikkatimi çekmişti. Camiye girenlere kolonya ve şeker ikram ediyor, sonra eseri anlatıyor, bir yandan da İslam'ın temel öğretisiyle ilgili bilgiler veriyordu. Bugüne kadar gördüğüm rehberlere hiç benzemiyordu. Bir süre oturup kendisini izledim. Turistlere ziyaret bittiğinde küçük kitapçıklar hediye edip yolculuyordu.
Oldukça meraklanmıştım. Herkes dağıldıktan sonra yanına gidip selam verdim. Yüzünden hiç eksilmeyen tebessümle cevap verdi. Meğer caminin imamıymış. Böylesi tarihi bir camiye görevlendirilince

142