Bir önceki yazımızda Suriye'de yüz binlerce insanın hayatına mal olan kıyımın 21. asrın en büyük Sünni Soykırımı olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Baas rejimi ülkedeki tüm Sünni varlığın yok edilmesini planlamıştı.
Bu, kulağa inanılmaz gelebilir.
Milyonlarca insanla birlikte içinde camiler ve medreselerin olduğu bütün bir kültürel varlığın imhasının imkansız olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa 16. yüzyılda Şah İsmail ve onu izleyen Safevi hükümdarları bunu başardılar.
Yani Suriye'de Esat rejimi zafer kazanmış olsaydı, tarihte İran'da gerçekleşen durum beş asır sonra Suriye'de tekrarlanabilecekti. Çünkü kitlesel kıyım ve kültürel birikimin imhası konusunda mevcut İran devletinin kurucusu Şah İsmail hala ilham vermeye devam ediyor.
Neden mi
Günümüzde 90 milyon nüfuslu İran'da sayıları birkaç milyonla ifade edilen Kürtler, Beluçlar ve Türkmenlerin bir kısmı dışında Sünni neredeyse yok.
Oysa İran bir zamanlar Sünni dünyanın ilim ve kültür havzasıydı. Bugün ismini ve eserlerini çok iyi bildiğimiz alimlerin önemli bir kısmı İranlıdır.
Mesela Kütüb-i Sitte olarak bilinen en güvenilir altı hadis kitabının müelliflerinden İbn Mace, İran'ın Kazvin şehrinde doğmuştur. Müslim Nişabur'da, Nesai Horasan bölgesindeki Nesa Kasabası'nda, Ebu Davut Sicistan Eyaleti'nde dünyaya gelmiştir.
Sadece onlar mı
Osmanlı medreselerinin başucu eseri Beydavi Tefsiri'nin müellifi Kadı Beyzavi Şiraz, tarihçi ve müfessir Taberi Taberistan, mutasavvıf Ömer Sühreverdi Zencan doğumludur.
Büyük İslam alimi Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'nin rektörü Gazali Tus, sayılar teorisi ve optik bilimine yaptığı büyük katkılarla bilinen Kemaleddin Farisi Tebrizlidir. Listeyi uzatmak mümkün. Cabir bin Hayyan, Sadi, Hafız-ı Şirazi, İbn Bibi, Hakim Nişaburi ve Ömer Hayyam gibi pek çokları İranlıdır.
9. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar İran, Sünni dünyanın fıkıh, kelam, tefsir gibi İslami ilimlerde eser üreten alimlerinin merkeziydi. Aynı zamanda coğrafya, matematik ve astronomi gibi pek çok alanda bilimsel çalışmalar yürüten medreselerle doluydu.

2