Bendime asılan rengarenk bayraklar arasında öyle asil ve öyle yalnızım. Harcıma karışan Nureddin'in teri şahit olsa da kimse bilmeyecek ödediğim bedelleri.
Bedenimden sökülen uzuvlarımı dişlerimle topluyorum birer birer. Naylon çadırlarda büyüttüğüm umudumun hududunu bilmeyenler, anlayamazlar gecikmiş zaferimin süratini.
Çağın tüm yamyamlarıyla savaştım ben. Bir parçam adım yüzünden vurulduğum Bağdat'ta yatıyor, Ömerler kabristanında. Diğer parçam kafataslarımdan tepelerin yükseldiği Hama'da. Ölmedim ben. Zulümlerini yüzlerine haykırdığım boğazımı kestiler. Susmadım.
Birkaç günde düştü sandınız koskoca şehirleri. Oysa ilk günden çığlığımı duyup bana koşan yiğitlerin kabirleri uzanıyor, Esat'ın tanklarını bırakıp kaçtığı yolların üzerinde. Adını, dilini bilmediğim, gönül diliyle anlaştığım kardeşlerim kimi zaman bir tas çorba koydular önüme, kimi zaman siper ettiği gövdesini. Kimse bilmeyecek.
Halep kalesinde yalnız dalgalanan bayrak gibiyim.
Üç yüz yıldır soğumadı atımın terkisi. Yemen'den Trablus'a kadar bildi herkes al rengin kıymetini. Bir tek yurduma musallat olan kapkara zihin göremedi yıldızımın görkemini.
Gazayla kurdum yurdumu ben. Ahfadıyım, savaşçı müezzinlerin atından inmeden duyursun cihana göklerin niyazını diye Samerra'ya merdivensiz minare dikenlerin. Asi akan nehirlerde geceler boyu süren ribatlar şahittir.
Nasıl oldu diyorlar, bunca zaman sonra Her şey durulmuşken

107