Durduğun yer neresi

İsim durduğun yerle ilgilidir. Dünyaya nereden bakıyorsan, etrafındakileri ona göre isimlendirirsin. Mesela Türkler Anadolu'ya geldiklerinde kuzeylerindeki denize Kara dediler. Çünkü Kara, Kuzey demekti.

Eski Türkçede yönler bu şekilde isimlendirilirdi: Batıya Ak, güneye Kızıl, doğuya Gök, kuzeye ise Kara denilirdi. Bu yüzden batıdaki Hunlara Ak Hunlar denilmiştir. Karadeniz ismi o kadar yerleşmiştir ki bugün Batı dillerinde bile deniz, "kara"nın karşılığı olan "noir ya da black" kelimeleriyle anılıyor. Antik Yunan'da verilen ismi Pontos Axeinos (uğursuz) ise unutuldu.

Anadolu'nun batısından Atlas Okyanusu'na kadar uzanan denizi gördüğümüzde ise burayı "Akdeniz" olarak isimlendirdik. Çünkü Anadolu'nun batısında kalıyordu. İlk Türk donanmasını kuran Çaka Bey'den itibaren tam bin yıldır bu denize Akdeniz ya da Bahr-i Sefid diyoruz. Bahr, Arapça deniz, sefid ise Farsça beyaz demek. Bu denizin Boğaz'ın güneyinden başlayarak adalarla çevrili olan kısmına ise Cezayir-i Bahr-i Sefid yani Adalar Denizi diyorduk. Ta ki 1941'deki 1. Coğrafya Kongresi'ne kadar.

O güne dek Piri Reis'ten Katip Çelebi'ye kadar tüm coğrafyacılarımızın eserlerinde Adalar Denizi olarak isimlendirilen deniz bir anda Ege'ye döndü, bir Atina kralının ismine. Niçin İstiklal Savaşı'nı Yunan'a karşı vermiş bir ülke yüzlerce yıl kullandığı ismi terk edip Kral Aegeus'un adına ithafla Ege'yi eğitim müfredatına koyar

Sanırım ülkemizde yüz yıldır süren pek çok ihtilafın sembolik bir durağıdır Ege.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in açıkladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu kültürel inkıraza bir nokta koyuyor.

Çünkü isim her şeydir.

Bundan sonra Yunan'ın sürekli arıza çıkardığı denizimize ders kitaplarında Ege demeyi bırakarak Adalar Denizi diyeceğiz. Yalnız bu da değil.

Sömürgecilerin kendi durdukları yere göre "Orta Asya" dedikleri topraklara yeniden Türkistan diyeceğiz. Geçtiğimiz asrın başında Rusya'nın batısını, Çin'in ise doğusunu işgal ederek parçaladığı Türk yurdu nihayet kendi ismiyle yer alacak kitaplarımızda.