Büyük bir itinayla köpürtülen Arap nefretine kısa bir ara. Tam bir konsensüs yaşanıyor milletin arasında bu tuhaf zevki tatmak için. Arap'a düşman olanlarla, parasını nerede harcayacağını bilemeyen muhafazakarlar aynı safta.
Yanı başında yaşanan felakete bigane kalan Körfez'deki Arap rejimlerinin en pervasızı Dubai'den dünyaya yayılmasını dert etmiyor bu tadın, içimizdeki Arap düşmanları. Onların dertleri kendi zihinsel necasetlerinin bir izdüşümü olan diktatörlüklere başkaldıran Arap aklıyla.
Oldukça pahalı bu hazzı tadabilmek için girilen uzun kuyruklar. Gazze'deki yemek kuyrukları kadar tehlikeli değil elbet. Fakat fiyatı ateş çemberinin ortasındaki ülkemizin savunma sanayii için düşünülen katkı payı ile aynı miktarda.
Fıstıklı kadayıf üzerinde Belçika çikolatası. Orijinal tarifi böyle imiş. Aklını iki asırdır Batı'ya kiraya vermiş Doğulu'ya ne kadar da benziyor oysa. Ne Doğulu kalabilen, ne Batılı olabilen yurdum insanı gibi arafta. Bu yüzden olsa gerek ne kadayıfın asaleti var tadında ne çikolatanın lezzeti.
İyi bir sentez bile değil. Çünkü "doğru sentezler" güçlü olmayı gerektirir. Aksi halde mirasını sürdürmeye çalıştıklarınızın altında ezilip gidersiniz. Roma'nın mirasını büyük bir özgüvenle devam ettirip bünyesinde eriten Osmanlı "güçlü" olmasaydı yepyeni bir medeniyet inşa edebilir miydi
Altın suyuna batırılmış biftekle görgüsüzlüğünün zirvesine çıkan Arap değil tiksinti duyulan. Hatta örnek dahi alınabilir Nişantaşı'ndaki restoranlarda. Çölün ortasında karla kaplı İsviçre Alpleri inşa etmeye çalışan, hazzın esiri petrol şeyhleri de hiç sorun olmadı çikolata kuyruğunda vaktini dolduranlar için.
Onlar Yahya Sinvar

127