THKPC lideri terörist başı Mihraç Ural'ın MİT ve Suriye İstihbaratı'nın ortak çalışmasıyla yakalanması bir devrin kapandığını gösteriyor.
O, "mezhepçi direniş ekseninin" sembolik bir aparatıydı.
Mihraç Ural, 1980 darbesinden sonra diğer pek çok sol terör örgütü gibi merkezini Suriye'ye taşıyarak Esat rejiminin himayesine girmişti. Böylece 40 yıl boyunca bir yandan Türkiye'ye yönelik terör saldırılarını organize edip, diğer yandan Esat rejimi adına muhalifleri sindirme görevini yerine getirebilmişti.
Fakat asıl vazifesini 2013 yılında icra etti.
Suriye'de diktatörlüğe karşı başlayan halk ayaklanmasının ikinci yılında muhalifler ülkenin yaklaşık yüzde 70'ini kontrol altına almış, rejimin yıkılmasına ramak kalmıştı. Beşar Esat'ın kurtulması için artık bir mucize gerekiyordu.
Ve kirli plan devreye sokuldu.
Suriye'nin kıyı şehri Tartus'un Banyas ilçesinde etrafı Alevi köyleriyle çevrili bir Sünni yerleşimi olan Beyda'da Mihraç Ural ve Esat'ın şebbihaları 2 Mayıs 2013 tarihinde korkunç bir katliama imza attılar.
Çoğu çocuk ve kadın 248 kişi vahşi yöntemlerle öldürüldü. İnsanların uzuvlarını kesme, derilerini yüzme, çocukları bıçaklarla doğrama, kadınlara tecavüz ederek öldürme ve evlere doldurup yakma şeklinde gerçekleşen katliam iki gün sürdü.
Bu sadece rejime boyun eğmeyen bir köyün cezalandırılması değildi. Özellikle ibret olsun diye ölümler dehşetli bir şekilde gerçekleştirilmişti.
Olayın duyulması Suriye'de derin bir sarsıntıya sebep oldu. Böylece bir diktatörlüğe karşı başlayan halk isyanı mezhep savaşına dönüşüyordu.
Lakin bu kirli oyunu tezgahlayanlar için yeterli değildi. Sekiz gün sonra Esat'ın istihbarat örgütü Muhaberat'ın emriyle Mihraç Ural bu defa Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde katliam gerçekleştirecekti. 53 kişi korkunç bir şekilde can verdi.
Reyhanlı da özel olarak seçilmişti. Çünkü Suriye'ye açılan kapı Cilvegözü buradaydı ve savaşın mağduru yüz binlerce insanın ilk ağırlandığı yer Reyhanlı'ydı.
Bir başka özel durumu daha vardı. Hatay'ın Samandağı ve Defne gibi ilçelerinin aksine nüfusunun neredeyse tamamı Sünni'ydi.
Böylece Esat'ın efendileri "kurguladıkları" mezhep savaşını Türkiye'ye taşıyabileceklerini gösterdiler. Hedefleri Türk Devleti'ni hafızasındaki "Maraş ve Sivas" faciasını hatırlatarak korkutmak ve muhaliflere destek vermekten vazgeçirmekti.
Türkiye bu şantaja boyun eğmedi. Ne muhalifleri desteklemekten ne de savaş mağdurlarına kucak açmaktan vazgeçti.
Ancak Suriye'de hedeflenen şey olmuştu. İran, Suriye'deki Alevi-Sünni gerilimini kendi etki alanındaki örgütleri seferber etmek için kullandı.

13