Suriye'de yaşananlar dünyada hiçbir ülkede olmadığı kadar Türkiye'nin gündemini belirledi. Siyasetin ana konusu, seçimlerdeki önemli gündem maddesi daima Suriye oldu. Bundan sonra da belirlemeye devam edecek.
Bunun iki sebebi var: Suriyeli muhacirlerin büyük kısmı bir asır öncesine kadar vatandaşı oldukları Türkiye'ye göç ettiler. Ülkemizde sömürgecilerin hizmetine kendisini adamış ve kaostan beslenen çevreler için bu durum daima kaşınacak bir konu oldu. 13 yılımız bu çevrelerin ne kadar insanlıktan uzak ve ne kadar tehlikeli olduklarını anlamak, anlatmak ve mücadele etmekle geçti.
Devrimle birlikte muhacir bahsini kapatacağız. Fakat CHP, Zafer, Saadet, RP, DEM ve İP başta olmak üzere neredeyse tüm muhalefet mazlumları geri göndermek istedikleri Sednaya Zindanı'nda ortaya saçılan vahşetin kara lekesini tarih boyunca alınlarında taşıyacaklar.
Suriye'nin Türkiye'yi de ilgilendiren ikinci gündem maddesi ise hiç kapanmayacak: Mezhep meselesi. Çünkü benzer bir nüfus yapısına sahibiz. İki ülkede de Sünni çoğunluk ve Alevi azınlık var. Hiçbir dine ve mezhebe inanmamasına, hatta insanlığa dair hiçbir değere sahip olmamasına rağmen Esat kendi koltuğunu koruyabilmek için ülkesinde mezhep savaşı çıkarttı. 2014'te yıkılmak üzere iken kurtuluşu bunda buldu.
Alevilerin tehlikede olduğu iddiasıyla İran'ı bu savaşı yürütmek için Suriye'ye çağırdı. Başta Hizbullah olmak üzere Irak'tan Afganistan'a kadar dünyadaki tüm fanatik Şii örgütleri bu katliama ortak etti. 10 yıl sonunda yenilip yok oldu. Kendisiyle birlikte İran'ın bölgedeki kirli projesi de çöktü. Fakat bu savaş 1 milyon Suriyelinin hayatına mal oldu.
Devrimin önündeki en büyük tehlike bir mezhep fanatizminin bu defa tersten yaşanmasıydı. Bunca acı çektikten sonra Suriyeli devrimciler Alevileri de kucaklayan ve ülkenin bütünlüğünü önceleyen asil davranışlarıyla bu tehlikeyi bertaraf ettiler. Lakin mezhepçilik fitnesi bir ur gibi coğrafyamızda gizlice yaşamaya devam edecek. Fırsatını bulduğunda yine harekete geçecektir.
Bugüne kadar Suriyeli muhacirlere sürekli düşmanlık eden, yaşadıkları zulme şahitlik etmelerine rağmen Esat'a tek söz söylemeyen Türkiye'deki bazı çevrelerin şimdi Alevileri tahrik etmek için türlü oyunlara başvurdukları görülüyor. Bu çevrelerin gerçekte ne Aleviler umurlarında ne inançları. Bunlar tıpkı Esat gibi bölücü-habis ideolojileri uğruna insanları birbirine kırdırmaktan çekinmezler. Sivas, Maraş ve Başbağlar'da yaşananlar bu tahriklerin en acı tecrübeleri değil midir

102