Adını doğru koyalım

Bazılarına göre "İmralı süreci", Demirtaş'ın da içinde olduğu kimilerine göre "barış ve kardeşlik süreci", kimilerine göre ise meseleyi tanımlayamadıkları için sadece "yeni süreç". Oysa tüm bu isimlendirmeler yaşadığımız durumu anlatmaktan çok uzak.

Bu sebeple adını doğru koymak lazım. Devlet Bahçeli'nin çağrısından bu yana yaşadığımız şey, bir "terör örgütünün tasfiye süreci." Ne Kürt halkının yaşadığı varsayılan sorunlar gündemimizde, ne de anayasal değişiklikler.

40 yıldır tüm coğrafyamıza musallat olan ve her başı sıkıştığında ismini değiştirerek yeni bir kılığa bürünen PKK terör örgütü sadece askeri olarak değil, ideolojik olarak da çöktü. Konuştuğumuz şey "cenaze töreninin nasıl olacağıyla" ilgili.

Türklerle Kürtler arasında bir savaş mı var ki, barış yapalım Zaten devletin İran'dan Rusya'ya, Fransa'dan Amerika'ya kadar kendi kirli tarihi boyunca sürekli efendi değiştiren bir örgütle barışması da düşünülemez.

Cumhurbaşkanımızın bu konudaki duruşu tartışmalara kapı aralamayacak kadar net: "Ya silah bırakıp teslim olacaklar ya da silahlarıyla birlikte gömülecekler."

PKK, Türk Ordusu'nun Suriye, Irak ve Türkiye'de düzenlediği geniş çaplı harekatlar sayesinde çöktü. Örgütün son kurtuluş umudu Suriye'deki bölünmüşlüğü fırsat bilerek ABD yardımıyla ele geçirdiği birkaç il ve ilçede gecekondu devleti kurmaktı. Başaramadı. Şam'da gerçekleşen devrimden sonra özerkliğe razı oldu. Bu isteği de yeni Suriye yönetimi tarafından net bir şekilde reddedildi.

Örgüt, Rusya, İran ve Esat rejiminin sökülüp atıldığı bir coğrafyada artık bir hiçbir şansının kalmadığını biliyor. Bu yüzden PYD yönetimi can havliyle Şam'a heyetler gönderip duruyor. Silahlarını teslim edip Suriye halkının bir parçası olmayı kabul etmedikleri takdirde bütünüyle imha olacaklarını görüyorlar. Son çare olarak başvurdukları Fransa, sahada o kadar etkisiz bir güç ki, Dışişleri Bakanımız istihza dolu bir gülümsemeyle kendilerini