Trabzonspor bu sezon yalnızca maç kazanmadı; yeniden bir kimlik hatırlattı. Türk futbolunun ekonomik gücün belirlediği bir düzene dönüştüğü ortamda, Karadeniz'den yükselen o eski ses, tekrar duyuldu: "Her şey parayla olmaz." Sezon başında tablo nettir aslında. Kadro değeri olarak İstanbul devlerinin gerisinde, rotasyon bakımından sınırlı bir Trabzonspor vardı. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç küçümsenemez: zirve yarışının içinde kalan bir lig performansı, büyük rakiplere karşı dirençli oyun ve kupayla taçlanan bir sezon. Ama Trabzonspor'u farklı yapan hiçbir zaman yalnızca puan tablosu olmadı. Bu kulüp yıllardır Anadolu futbolunun sembolü olarak görüldü. İstanbul merkezli futbol düzenine karşı 'başka bir hikâye yazılabilir' düşüncesinin en güçlü temsilcisi oldu. Bu sezon da aynı duygu canlandı. Tribünlerde "Emek", "İnanmışlık", "Mücadele" kelimelerinin sıkça duyulması tesadüf değil.. Çünkü takım tam olarak bunu oynadı. Özellikle büyük maçlarda görülen öz güven dikkat çekiciydi. Trabzonspor, birçok Anadolu takımının yaptığı gibi yalnızca savunup fırsat kollayan bir görüntü çizmedi. Zaman zaman eksikleriyle boğuşsa da oyuna karakter koydu. Taraftarın istediği de tam olarak buydu: Mücadele eden, reaksiyon veren ve formanın ağırlığını taşıyan bir takım. Burada en önemli başlıklardan biri kuşkusuz Fatih Tekke oldu. Trabzonspor'da teknik direktörlük yalnızca taktik bilgisiyle yürütülecek bir görev değildir. Bu kulübün ruhunu anlamak gerekir. Tekke'nin avantajı da buydu. O, bu şehrin futbol hafızasını bilen biri. Taraftarın neye kızacağını, neye sahip çıkacağını bilen biri olarak takıma yalnızca sistem değil, aidiyet duygusu da kattı. Saha kenarında bazen eksik kalan şey kalite değil, ruhtur. Trabzonspor o ruhu yeniden

39