Bazen bir futbolcunun yeniden doğuşu, sadece sistemle değil; ona dokunan bir teknik adamla mümkün olur. Fatih Tekke tam da böyle bir teknik adam profili çiziyor. Bağ-ı rıp çağıran, oyuncuyu baskıyla ayakta tutmaya çalışan klasik anlayıştan uzak... Daha çok bire bir iletişime, güven vermeye, oyuncunun zihnini rahatlatmaya dayalı bir yaklaşımı var. Modern futbolda artık en büyük farkı da bu yaratıyor zaten... Oyuncunun ayağından önce kafasını özgür bırakabilmek. Ernest Muçi örneği bunun en net kanıtlarından biri oldu. Trabzonspor'da sadece skor katkısı yükselmedi; saha içindeki özgüveni, oyuna aidiyeti ve yüzündeki mutluluk bile değişti. Attığı goller kadar verdiği mesajlar da dikkat çekiciydi. "Hocama minnettarım" sözleri boşuna kurulmadı. Çünkü bazı teknik direktörler oyuncuya sadece forma verir... Bazıları ise kimliğini geri kazandırır. Tekke'nin Muçi'ye yaptığı tam olarak buydu. Onu psikolojik olarak rahatlattı. Sahada hata yapma korkusunu azalttı. Belli kalıplara hapsetmek yerine özgürlük verdi.
Ve en önemlisi; oyuncunun gerçekten değerli olduğunu hissettirdi. Bugün dönüp bakıldığında birçok Beşiktaş taraftarının aynı cümleyi kurması tesadüf değil: "Bu adam doğru yerde oynatılsaydı, Beşiktaş çok başka yerde olurdu." Çünkü mesele bazen yetenek değil... O yeteneğin hangi ortamda nefes alabildiği. Beşiktaş cephesinde uzun süredir teknik karmaşa, rol belirsizliği ve plansızlık konuşulurken; Trabzonspor tarafında oyuncuya dokunan bir yapı oluşmaya başladı. Aradaki fark da sahaya yansıyor. Bu saatten sonra Muçi'nin Trabzonspor'dan ayrılması kolay görünmüyor. Çünkü futbolcular artık sadece paraya ya da isme bakmıyor.

22